Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Kirin Üstündeki En Şık Örtü

Çoğu zaman masumiyetin ve saflığın sembolü sayılan beyaz rengin var oluş amacı, aslında kirleri örtmek olabilir mi? Görünmez kılmanın, maskelemenin, bastırmanın -hatta biraz daha ileri gidelim- çamurun gerçek rengi olabilir mi beyaz?  

İnsanlık olarak zıtlıkları birbirine bulama konusunda ustayız. Yaşarken türlü mutsuzluklara sebep olup veda vakti geldiğinde “helalleşme ikiyüzlülüğünün” kılıfı olan beyaz; doğumdaki masum çığlığın da eşlikçisi olabiliyor. Kötüyle iyiyi, günahla sevabı, acıyla sevinci aynı potada eritip anlamından sıyırdığımız bu dünyada; günün sonunda her şey beyaza büründüğünde geçmiş çabucak unutuluyor.

Beyazın bu “tehditkâr” ve “(u)yutucu” yanını anlamak için sadece bakmak yetmez, biraz eşelemek lazım. Örneğin; Santiago Nasar’ın tüm günahlarını, kibrini ve şüpheli kirini örtmeye yeltenen beyaz keten takımı ile İsa’nın günahsız ve lekesiz ruhunu taşıyan bembeyaz giysisi arasındaki o ince çizgide durup soluklanmak, biraz düşünmek gerek belki de. Birinin masumiyetini kanıtlamaya, diğerinin çile yürüyüşünü durdurmaya yetmeyen böylesine aciz bir beyazı kutsamak mümkün mü?

Saramago’ya, yarattığı o “beyaz körlük” ile dolu, ışığın bir aydınlanma değil de felaket olduğu evren için minnet dolu bir selam göndermenin tam sırası. Onun dünyasında, tüm ahlaki maskelerin düştüğü, her şeyin birbirine karıştığı kaosun adıdır beyaz. Kırmızı Pazartesi’deki herkesin her şeyi bildiği ama sessizliğe büründüğü o kolektif suskunluktur… Masumiyetin değil, suç ortaklığının rengidir.

Melville’in Moby Dick’indeki “Beyaz Balina”yı hatırlayalım. Kaptan Ahab için masumiyetin zirvesi gibi görünen o devasa beyaz kütlenin, Ahab’ı kendi içinden taşan saplantı ve nefret taşlarıyla örülmüş zifiri sona götürüşünü… Dünyanın tüm kötülüğünü, anlamsızlığını ve boşluğunu içinde barındıran uğursuz bir semboldür artık o dev beyaz. Stanley Kubrick’in Otomatik Portakal filmindeki Korova Milk Bar’ı düşünün; beyazın göz alıcı temizliğinin zehrin kucağına dönüşümünü…

İşte şimdi beyazı tekrar sorgulamanın zamanı. Beyaz; aydınlığı mı yansıtıyor yoksa üzerine konan her lekeyi yutup bizi onunla yüzleşmekten kurtaran bir kandırmaca mı?

Yazarlarımız bu Ocak ayında beyazı güzellemek, kar tanelerinin romantizmine sığınmak için değil; onu yeniden anlamak için yazdılar. Masumiyetin yalancı sembolü olan bu rengin altına gizlediğimiz vicdanımızı, her sabah yüzümüze geçirdiğimiz sosyal maskelerimizi, kusursuz görünen ama içten içe çürüyen boşlukları kaleme aldılar. Ocak ayının büyüleyici kar beyazını; altında toprağın, betonun ve çöpün hâlâ orada olduğunu hatırlatarak yeniden anlattılar.

Kendi beyazınızın altındaki hikâyeyi merak ediyorsanız bu ayki yolculuğumuzda bize eşlik edin. Sizi sayfalarımızda ağırlamak için can atıyoruz. Bakalım, bembeyaz örtü kalktığında geriye ne kalacak?

Buyurunuz efendim, Ocak yazıları başlıyor…

Önceki İçerik
Yücel Cüre
Yücel Cüre
Otuz beş yıl bilişim sektöründe klavyeyle haşır neşir oldu, ama mesaisi sadece işle sınırlı kalmadı. Editörlük, yazar koçluğu ve eğitmenliğin yanı sıra, kurucusu olduğu "Çünkü Kadınız Kolektifi" çatısı altında sosyal sorumluluk projeleri yürütüyor. Kelimelerin hayatı dönüştürme gücüne inanıyor ve bu sihrin peşini bırakmaya hiç niyeti yok.

POPÜLER YAZILAR