Hangi toprağa eğilsem
‎bir göç izi,
‎hangi başağa dokunsam
‎bir yetim gölgesi.
‎
‎Bir kadın
‎gecenin eşiğinde kalmış;
‎bir çocuk
‎uykusunu toprağa vermiş.
‎
‎
‎Dünyanın hangi yarasına
‎tohum bırakılır şimdi?
‎
‎Hangi duaya
‎başak denir?
‎
‎Avuçlarımda
‎karanlığın katresi,
‎dilimde
‎yarım bir dua.
‎Ekiyorum.
‎
‎Ekiyorum,
‎ne çıkacak bilmeden.
‎Biraz kül,
‎biraz keder.
‎Toprağın bin yıllık uykusundan
‎bir katre umut.
‎
‎Biraz daha umut.
‎Çokça umut.
‎
‎
‎İnsan yüreği diyorum,
‎ne tuhaf harman
‎bir yanında
‎savaşın pası,
‎bir yanında
‎annenin suskunluğu,
‎bir yanında
‎göç yollarında
‎Silik ayak izleri.
‎
‎Söyle ey vakit, hangisini
‎biçeyim?
‎
‎Hangisine
‎orak değsin?
‎
‎Sana söz et vakit,
‎toprak alnımı öperse,
‎eğileceğim.
‎Köklerin arasından
‎dünyaya sığmayan
‎bir ömür çıkaracağım.
‎Ne buğday olacak
‎avuçlarımda,
‎ne de kül.
‎Bunca karanlıktan
‎sağ çıkmış
‎bir yürek yeter ışık saçmaya.
‎
‎Ve belki de
‎karanlığa gömdüğüm
‎bir avuç göğün,
‎köklerimden
‎gün diye çıkması olacak.

Bu yazı sana ne hissettirdi?