Anadolu kadınıdır o; toprağı eken, onunla terleyen, onunla yorulan ve emeğinin karşılığını almak için alın terini toprağa bırakan…
Her bahar avuçlarına aldığı küçücük tohumlarda kocaman umutlar taşır. O tohum yalnızca toprağa değil; geleceğe, çocuklarının yarınlarına, evinin bereketine bırakılır.
Hani Nâzım Hikmet’in dizelerinde anlattığı gibi:
“Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle…”
Ekinde, tütünde, odunda, pazarda; ayın altında, kağnıların peşinde, harman yerinde… Anadolu kadını hayatı omuzlar.
Gün daha ağarmadan düşer tarlanın yoluna. Güneş tenine işler, toprak ellerine siner, elleri nasır tutar. Yorulur ama vazgeçmez. O eller yalnızca toprağı işleyen eller değildir.
Ailenin geleceğini kuran, bir evin sıcaklığı olan, çocuklarının yarınlarını büyüten ellerdir.
Hasat zamanı geldiğinde yalnızca buğdayı, arpayı ya da sebzeyi toplamaz. Kendi sabrını, direncini, sevgisini ve yıllar boyunca biriktirdiği umutlarını da harmanlar.
Çünkü onun emeği çoğu zaman kendisi için değildir; ailesi için geleceği içindir.
Bir çocuğun geleceğidir. Bir annenin duasıdır. Bir ailenin ekmeğidir. Helal alın teridir.
Onun mücadelesi bir mevsimle sınırlı değildir. Tohumla başlar, filizlenir, büyür ve her yıl yeniden toprağa döner. Çünkü kadın, hayatın bereketini yalnızca üretmez; onu yaşatır, çoğaltır ve geleceğe taşır.
İşte bu yüzden “Çünkü Kadınız” dediğimizde, ardında görünmeyen ama hayatı ayakta tutan büyük bir emek vardır.
Sabır vardır. Fedakârlık vardır. Sevgi vardır. Sessizce büyütülen nice umut vardır.
Ve sonunda ambarlar dolar, tarlalar nadasa çekilir. Mevsimler değişir, yıllar geçer.
Ama kadının ellerinde kalan bereket kokusu hiç kaybolmaz.
Çünkü o eller yalnızca toprağa dokunmamıştır.
Bir çocuğun geleceğine, bir ailenin umuduna, bir yuvanın sıcaklığına ve toplumun yarınlarına dokunmuştur.
Ve kadın, her hasattan sonra yeniden toprağa eğilir.
“Çünkü Kadınız” dediğimizde kadının hikâyesinde harman hiçbir zaman bitmez.

