Pencere günlerdir açılmamıştı. Bekleyiş, odanın ağır havasına sinmişti. Telefonun titreşimi sessizliği böldü. Ekrandaki bildirimi okudu.
“Gecikmiş ödemeniz nedeniyle yasal takip süreci başlatılacaktır.”
Titreyen elleriyle telefonu komodinin üzerine bıraktı. Çalışma masasının başına geçti. Açık dosyayı önüne çekip tekerlekli koltuğa oturdu. Belgeleri son kez gözden geçirdi. En üstte üniversite diploması duruyordu. Dosyayı kapatırken gözü duvara kaydı.
Ceviz ağacından yapılmış koyu renkli çerçevenin içinde mezuniyet fotoğrafı asılıydı. Altındaki dar ahşap rafta plaketler yan yana dizilmişti. Anlattıkları hikâye tekti. İkincilik onlara hiç uğramamıştı. Fotoğraf, kürsüde teşekkür konuşmasını bitirdiği ânı ölümsüzleştirmişti. Siyah cübbesi omuzlarına dökülüyordu. Ön sıradaki hocaları ayağa kalkmış, onu alkışlıyordu. Salondaki alkış neredeyse duyulacak gibiydi. Yüzlerce mezun kepini aynı anda gökyüzüne fırlatmıştı. Kepler, fotoğrafın içinde hep havada kalacaktı.
Çalışma masasının çaprazında, duvara dayalı bir tuval bulunuyordu. Tuvalde yalnızca ufuk çizgisi tamamlanmıştı; gökyüzü henüz boyanmamıştı. Odadan ayrılmadan önce yere düşmüş defterini fark etti. Eğilip aldı ve sayfalarını hızla karıştırdı. Yazılı son satıra bakınca içini çekti. Sağ üst köşedeki tarih, yarım kalan öyküsüne uzun zamandır tek cümle bile ekleyemediğini söylüyordu. Defteri çalışma masasının üzerine usulca bıraktı. Dosyasını alıp evden ayrıldı.
Kurul odasının kapısı ağır ağır açıldı. İçerisi serindi. Klimanın uğultusu, duvardaki saatin tik taklarını bastırıyor; eski dosya ve bayat kahve kokusu birbirine karışıyordu. Masanın ardında üç gölge oturuyordu. Işık arkalarından vurduğu için yüzleri seçilmiyordu. Genç adam dosyasını uzattı. Kâğıtların hışırtısı odada dolaştı. Ortadaki gölge diplomasına baktı, ardından evrakı hızla gözden geçirdi. Sağdaki gölgeye doğru eğildi. Alçak perdeden, “Dönem birincisiymiş,” dedi.
Herhangi bir yanıt alamadı. Soldaki gölgenin kalemi, önündeki kâğıdın üzerinde yukarıdan aşağıya doğru ağır ağır ilerliyor, ara sıra duraksıyordu. Kimse soru sormadı. Sessizlik, dosyanın son sayfasına kadar sürdü. Nihayet biri konuştu.
“Sonucu size bildireceğiz.”
Sesin hangi yüzden çıktığını anlayamadı. Teşekkür edip kapıya yöneldi. Tam çıkacakken ardında şu sözler yankılandı: “Sıradaki kim?”
Koridordaki görevli cevap verdi.
“Listedekilerden biri efendim.”
Sağdaki gölge ilk kez başını kaldırdı.
“Bekletmeyin. Hemen içeri alın.”
Attığı her adımda avucundaki dosya biraz daha ağırlaşıyordu. O anda, cevabın dosyasında olmadığını hissetti. Aylar boyunca başka başka kurulların karşısına çıktı. Başarılarının hasadını toplayacağı yaşta, onları kanıtlamak için kapı kapı dolaşıyordu. Dosyası her defasında dikkatle incelendi, umutlanmasına yetecek kadar susuldu ve sonunda aynı cümle söylendi.
“Sonucu size bildireceğiz.”
Günler ilerledikçe aynanın karşısında kalış süresi fark edilir biçimde arttı. Zamanla ceketinin içinde kaybolduğunu düşünmeye başladı. Koridorlar uzuyor, kapılar yükseliyor, bekleme salonlarındaki sandalyeler büyüyordu. Bir akşam öyküsünü tamamlamak istedi. Kalemi elinde ağırlaşınca tek kelime yazamadı. Gece yarısı fırçasını tuvale doğru kaldırdı. Uzun süre öylece kaldı. Sonunda kolu yavaşça düştü. Tuval, gökyüzünü beklemeye devam etti.
Son kez kurulun karşısına çıkmak istedi. Başvuru yapacağı binaya kadar gitti. Döner kapıdan içeri girerken camdaki yansımasına baktı. Karşısında kendisini görmeyi bekliyordu. Yansımanın içinde artık o yoktu. Yerine üç gölge geçmişti. Bir adım geri çekilip sessizce evine döndü. Ertesi sabah odasının kapısını zorla açtıklarında cansız bedenini buldular. Odadaki tek değişiklik, tuvaldeki gökyüzünün siyaha boyanmış olmasıydı.

