İnsanlık, tarihi boyunca bize hep aynı öğüdü verdi: “Ne ekersen onu biçersin.” Adalet duygumuzun ve emeğin kutsallığını dile getiren bir kadim söz.
Peki ya ekmediğiniz bir şeyi biçtiğinizde ne olur?
Yorulmadan, emek vermeden, engelleriyle mücadele etmeden edindiğiniz; mahsul, para, statü, başarı ya da zafer… Her neyse artık o bedava, zahmetsiz şey insan ruhuna bir katkı sağlar mı? Öyle ya, insan denen canlı ruh ve beden ikilisinin temsili değil midir? Sadece bedenini doyuranların dünyayı ve kendilerini ne hâle getirdiğini görmüyor muyuz? Hep aç ve doyumsuz, hep hırslı, hep ben demiyorlar mı?
İnsan sadece sonuca bağlı mı yaşar? Yoksa o sonuca giderken yolda karşılaştığı zorluklara, yokluklara, haksızlıklara rağmen olmayı seçtiği benlik ile mi büyür, gelişir, olgunlaşır? Bana tepeden inme başarılarla, zaferlerle, servetle olgunlaşmış bir ruh gösterebilir misiniz?
Ya hiç ekmediğiniz bir yargılamayı biçmenin sonucu nedir?
Hiçbir payınızın ya da rolünüzün olmadığı bir konuda haksız yere suçlansaydınız, ne hissederdiniz?
Kontrolünüz dışındaki bir durumdan, bir başkasının ektiği kötülüğün, hatanın veya ihmalin faturasını size ödetselerdi, ne yapardınız?
“Ne yaparsam yapayım sonuç değişmeyecek,” düşüncesi sizde nasıl bir tepkiye yol açardı?
Hem bu yargıyı eken asıl suçlulara hem de gerçeği görmeden sizi yargılayan topluma ve kişilere karşı öfkenize ne olurdu?
Yaşam vadeniz dolana kadar bu yargılamaya mahkûm olsaydınız, kendinize olan inancınıza ne kadar sahip çıkabilirdiniz? Dünyaya küser, kendi içinize mi kapanırdınız yoksa insan kalabilme mücadelenize devam mı ederdiniz?
Bu haksızlığa uğramış biriyle empati kurabilir miydiniz? Yoksa empati kurabilmeniz için illa sizin başınıza da mı gelmesi gerekirdi? Ya da “Bana ne! Ben niye dert edineyim ki bir başkasının derdini?” mi derdiniz?
Ekmediğiniz bir yargılamayı biçerken, nasıl bir biçer olurdunuz?
İçinizden bir şeytan mı yoksa bir filozof mu çıkardı? Şeytanınızla buluşmanız çok kolay. Anlık bir öfke patlaması yeterli! Ama ya filozof olmaya niyet etseydiniz? Bu niyete ne kadar sadık kalabilirdiniz? İçinizdeki filozofa kavuşmak, şeytanınızla buluşmak kadar kolay değil! Ömür boyu süren; çaba, emek, okumak, anlayış, hoşgörü ve eğitim istiyor. Yaşamak dediğimiz şey tam da bu eylemler değil midir zaten? Ruha dokunmak, ruhu olgunlaştırmak…
Yoksa siz yaşadıklarınızı görmezden gelip hiç olmamış hâlinizle mi geri dönmek isterdiniz?

