05.Ekim.2021
Sevgili Ceviz Ağacım,
Bu yazki ziyaretim hakkında yazmak istedim. Öncelikle her şeye rağmen bana tekrar kucak açtığın için teşekkürler. Biraz izlenimlerimi paylaşmak istedim seninle.
Kimseler görmeden sarıldık apar topar. Kalabalıkların arasında öylesine yanından geçtiğim zamanlar oldu, kızmadın ya. Ancak sadece sen, ben ve gökyüzü varken anlamlıydı, anlaşmıştık dokunduğumda. Sağlık endişelerinin, uzun soğuk gecelerin ardından sonra seni görmek iyi geldi. Kabukların sertleşmiş, araları biraz daha açılmış. Devasa bedeninin bazı dalları kurumuş. Soyulmuş yerler de vardı. Yine de kavuşmak güzeldi. Ama biraz zor, biraz yaşlı; biraz hasretlik, biraz çekinik geldin bana. Al benden de o kadar.
Bu sefer epeyce zorlandım. Sanki anılarımın üzerine biraz toprak serpilmiş gibiydi. Solmuş yaprakları örtü misali kapatmış. Nasıl anlatsam? Sevgiyi kazımak gerekiyor gibi. Unutmaktan korktum, unutulmaktan. Yine de tek tesellim kurulu bir düzenime, yuvama dönmüş gibiydi. Sorgusuz kucaklayan koca bir eve dönmek gibiydi. Sitemsiz, hâlâ hasretliğin koktuğu. Meraklı ve yargılayan bakışların olmadığı sıcacık bir ev.
Gezinirken gördüm. Tarlaları kabak çiçeği kaplamıştı. Sarılar yeşilin üzerinde yüzerken topladım. Onları kopartmak zoruma gitti. Koparsam da kim dolduracaktı. Elmaların dalların arasından beni çocukluğuma çağırışları, buruk bir gülümseme bıraktı dudaklarımda. Hani beni elma kasasına koyup kısık bir sesle türkü mırıldanırken topladığın o elmalar. Karanlık çöktüğünde yıldızlara uzun uzun bakamadım. Özlem karabasan gibi çöktü omuzlarıma. Ayı göreyim diye harman yerine koşamadım. Çok mu ayrı kaldığımızdan bilmem, sen de pek sessizdin. Uzaktın. Eksiktin. Salıncaktan mıydı, sence? Yoksa radyoda çalan türküden mi?
Ee, biraz da sen anlat. Sen neler yaptın hantallaşmış bu hayatta? Kaç dal kuruttun yolumuzu beklerken? Hasat mevsiminde rüzgârla işbirliği yapıp savurduğun cevizler de yoktu. O hâlâ tadını hatırladığım canım cevizler. Soğuk seni de gafil avlamış. Yanmış yapraklarından bildim. İyi ki de vermedin. Gölgende bile oturmadık. Çaylarımızı yudumlayıp, kahkaha atmadık. Duydukların da acıttı, biliyorum. Duymasaydın demiyorum. Biz her şeyi olduğu gibi yaşayanlardık. Saklamadan, sahte olmadan.
Giderken vedalaşmadım diye kızma bana. Bakamadım bile senin tarafına. Yapraklarını döküyor musun şu sıralar? Kurutacağın dallarınla vedalaştın mı? Köklerini hâlâ uzatmak istiyor musun? Bunları hiç cevaplamayacaksın. Ben dokunacağım, sen anlayacaksın. O kadar. Yine de biliyorum ki sert bir rüzgâr estiğinde dimdik duracaksın. Koşup geldiğimde beni karşılamak için orada olacaksın.
Ziyaretin kısası makbuldür derler. Bana müsaade, yazacaklarım bu kadar.
Elma kasasından sevgiler.

