Masmavi bir göğün altında, elimde bir avuç nemli toprakla duruyorum. Parmaklarımın arasından süzülen bu siyah zerreler, bana hayatın en yalın ama en derin hakikatini fısıldıyor: Ne ektiysen, onu biçersin. Kadın eli tarlaya değdiğinde tohum yeniden hayat bulur; bir ananın duasıyla sulanır, bir kadının sabrıyla boy verir. Hasat mevsimi geldiğinde ise sadece serin bir sonbahar rüzgârı esmez buralardan; insanı kendi iç bahçesinde derin bir gezintiye çıkarır.

Biz kadınlar, toprağın dilini çok iyi biliriz. Çünkü tohumu bağrında saklayan toprak ile evladını kalbinde büyüten kadın, aynı ilahi şefkatin fısıltısını taşır. Tarlada ter döküp sararmış başakları kucaklarken düşünür insan: Sabırla beklenen her tohum, vakti gelince toprağı delip güneşe ulaşır. Ancak toprağa ektiklerimiz, hikâyenin sadece görünen yüzüdür. Asıl büyük ekim, ruhumuzun derinliklerindeki tarlalarda gerçekleşir. Bir tebessüm, kırık bir kalbe dokunan nazik bir kelime ya da bir yetimin başını okşayan şefkatli bir el… Hepsi sonsuzluğa uzanan birer tohumdur. Verimli toprağa düşen her iyilik damlası, insan ruhunun kuruyan damarlarına can verir.

Dünyalık telaşlar içinde koşuştururken heybemizi neyle doldurduğumuza hiç baktık mı? Topraktan aldığımız mahsul soframızı doyurur; fakat gönül heybemize koyduklarımız, ömrün sonbaharında ruhumuzu besleyecek olan tek rızıktır. Peki ya ahiretlik hasat? Bu dünya; tohumunu atıp fidesini suladığımız, çapasını yapıp sabırla büyüttüğümüz devasa bir tarladan ibaret değil midir? Hangi tohumu büyüttüysek, meyvesini de öyle toplayacağız.

Kadın; evinde pişirdiği aşla, büyüttüğü evlatla, insanlığa kattığı incelikle ve ilahi aşkla ilmek ilmek işler bu tarlayı. Kimimiz sadece dünya rızkı için çabalar, unutup gider toprağın altını; kimimiz ise attığı her tohumu sonsuzluk yurduna bir azık kılmak için eker. Dünyanın toprağı bir gün kurur, biçilen başaklar tükenir; ama niyetin ve samimiyetin ekildiği gönül tarlaları asla kurumaz. Buraya bırakılan güzel izler, zamanın ötesine geçerek insanı ayakta tutar.

Günün sonunda, akşamın alaca karanlığı çökerken ellerimdeki toprak kokusunu içime çekiyorum. Tarladaki son başak toplanıp ambarlar dolduğunda insan ister istemez soruyor kendine: Gün nihayete erip vakit tamam olduğunda, Rabbimin huzuruna hangi meyvelerle çıkacağım? Rüzgâr sararmış yaprakları savururken içimdeki ses yükseliyor: Ne mutlu, dünyasını ahiretine tarla eyleyene; ne mutlu, sevgi ekip ebedi huzuru biçebilen o zarif ruhlara… Toprak sadıktır, emegi asla zayi etmez; tıpkı yaradanın merhameti gibi.

Bu yazı sana ne hissettirdi?