Dünyada renklere ulaşma umudu taşımak değildi yaşamak. Mesele karadan bitene şükretmekti. Öyle ki şükür yetinmek değil, sofrada tütmekti kırıldığında. Yol almaktı afiyetlere. Kara olandan çok şey fışkırır elbette ve hemen sonra sürülür hayatın ta içine. Değdiği el kadar değerlenir, sonra döner karaya. Çok da uzun olmayan bir süreçte hünerli ellerden geçmekle ilgili bir zamanı okumak gibidir bu bir mevsimi geçirmek. Kuruyup hemen düşene de şahit olunur, bir sevgilinin elinde yeni renklere bürünene de… Kısa bir döngü söz ettiğimiz. Rüzgârlarla saçılıp doğan tozlar bir yaşama dönüşür ve büyürler. Sebep olurlar bir şeylere. Uzunca bir paragrafla betimlenir ve kararmak sonucuyla kaybolurlar.

Gerçeği masallardan ayıran bir farkla sona erer bu kurgu. Sonsuza kadar mutlu yaşamak sıkıcılığından ziyade güzellikler, tezatları yanında parlayarak görünür olurlar. Yaşama anlamını veren tam da bu. Kir olduğunda pak değer kazanır, kaygılar huzuru özletir, yorgunluk tatlandırır uykuyu. Sonsuz güzelliği barındırmaz bu aşağı yer ve bence bu onun aşağılığını tanımlamaz. Yüceliğin perdesi bedenlerdir bu güzel bahçeye salan, iyilerin karşıtlarını ve bu bedenler aşılmadan da anlamı olmayacaktır masalların. Bize düşen masallardan ilham almak olmamalıdır, en azından karaya terk etmeden bu tutsaklığı…

Öyleyse yaşamalı doyasıya: Önce rüzgârlarla savrulmayı, sonra köklerimizden kopmayı. Kuruyup beklemeyi ve sonra da bir ustanın ellerinde oluşup yanmayı… Ve böylece anlamlarını bulup değer katmayı. Yazgı, kader, şans, kötü şans ya da uydurduğumuz tabirlerden hangisi olursa olsun bedenlerimiz olmayacak bu hikâyenin noktası. Anlamı bulduğumuzu sandığımız yer, başka yazarların cümleleriyle tamamlanacak. Biz kendi öykümüzü başka anlayışlardan okuyacağız sonunda… Hünerli eller maharetlerini gösterecek tam da burada. Bir yerlerden yansıyıp renkler bulan yaşam, maddenin karalığı ve hapishanelerden saçılan gürültülerin yaygarası arasından seçilecek. Umulur ki görebilen gözler yorumlayıp anlatacak bu kısa zamandaki tüm anıları. Çünkü onlar teslim olmadan hemen önce süzülecekler daha güzel bahçelere. Bu öykü yazılırken sayfalarca, ithaf edilen kara olacak sonunda. Bilemem tabii ama bence, yaşamın tortusu kalırken bir tabaka hâlinde, dünyada dokunularak renklenebilenler, sofralarda tüketebilenler, yaşamayı seçmek suretiyle teşekkür edebilenler buluşacak masallarda.

Kara’ya

Bu yazı sana ne hissettirdi?