Çocukken hasadı yanlış anlamışım.
Ben onu hep çoğalmak sanırdım. Başaklar sararır, kasalar dolar, dallar taşıdığı meyvenin ağırlığıyla aşağı iner. Emek verdiysen sonunda elinde bir şey kalır, diye düşünürdüm. Hasadın biraz da ayrılık olduğunu kimse söylememişti. Bir meyve aylarca dalında durur. Yağmuru görür, güneşi bekler, bazen susuz kalır. Hamken elini sürmezsin. Sonra bir gün bakarsın, vakti gelmiştir. Uzatır elini, koparırsın.
Garip aslında. Aylarca büyümesini beklersin, olgunlaştığında ise dalından ayırırsın. Bunu hayat için düşünmem uzun sürdü. Ben emek verdiğim her şeyi yanımda tutmam gerektiğine inanıyordum. İnsanları da hatıraları da kırgınlıkları da… Hatta artık bana benzemeyen eski hâllerimi bile. Bir şeye yıllarını verdiysen bırakıp gitmek nankörlük gibi geliyordu. Bu yüzden bazı şeyleri gereğinden fazla tuttum. İyi olur sandım. Düzelir sandım. Biraz daha beklersem eski hâline döner sandım. Dönmedi.
Bazı şeyler bozulurken ses çıkarmıyor. Bir sabah uyanıp “Artık bitti,” demiyorsun. Yavaş yavaş alışıyorsun. Sonra alıştığın şeye başka isimler veriyorsun. Sabır diyorsun. Vefa diyorsun. Emek diyorsun. Oysa bazen adı yalnızca korku. Kaybetmekten değil üstelik. Bunca zaman verdiğin şeyin boşa gitmiş olmasından korkuyorsun. Sanırım en uzun süre buna tutundum. Sonra bir gün ilk kez düzeltmeye çalışmadım. Konuşmadım. Beklemedim. Bir kez daha şans vermedim.
Kestim. Canım acıdı. Bunu inkâr etmeyeceğim. İnsan kendi elleriyle büyüttüğü bir şeyden vazgeçince bir süre suçlu hissediyor. Sanki onu değil de geçmişteki kendini yarı yolda bırakmış gibi. Ama hayat devam etti. Toprak yerindeydi. Ben de. Üstelik düşündüğüm kadar eksilmemiştim. İşte hasadı o zaman başka türlü anlamaya başladım.
Her hasat eve taşınmıyor. Her emek sofraya konmuyor. Bazen yıllarca uğraştığın bir şeyden sana kalan sadece, onun sana ait olmadığını anlamak oluyor. İlk başta bunu kayıp sanıyorsun. Sonra bir gün aynı yere tekrar bakıyorsun ve içinden İyi ki diyorsun.
Şimdi dalında gereğinden fazla kalmış bir meyve gördüğümde içim biraz burkuluyor. Eskiden koparmaya kıyamazdım. “Beklesin,” derdim. “Biraz daha büyüsün.” Artık her bekleyişin büyütmediğini biliyorum. Bazı şeyler vaktinde toplanmazsa tatlanmıyor. Çürüyor. İnsan için de böyle galiba.
Bazen yıllarca büyüttüğün şeyi kendi elinle kesmen gerekiyor. Hasattan sana sepetler dolusu bir şey kalmıyor. Hatta ilk bakışta elin boş görünüyor. Sonra fark ediyorsun. Elinde kalan sensin. Ve ilk kez kendini toplamışsın.

