Zehra fotoğrafı eline aldığında ilk baktığı kişi oğlu olmadı.

Gözü önce torununa gitti. Çocuk babasının önünde durmuş, sırtını ona yaslamıştı. Murat’ın eli de çocuğunun omzundaydı. Derya hemen yanlarında, başını hafifçe kocasına doğru eğmiş, kameraya bakıyordu. Üçü de ev hâliyleydi; belli ki dışarı çıkmadan önce hazırlanıp çekilmiş bir fotoğraf değildi. Arkalarında koltuğun üzerine bırakılmış bir hırka, yerde birkaç oyuncak, duvarın dibinde kalorifer peteği vardı. Peteğin üzerinde küçücük bir çocuk çorabı kuruyordu.

Zehra’nın gözü o çoraba takıldı. Fotoğrafta bakılacak onca şey varken uzun süre ona baktıktan sonra, başını kaldırıp karşısındaki sobaya çevirdi. Ateş iyice azalmıştı. Birazdan kalkıp odun atması gerekecekti ama yerinden kıpırdamadı. Fotoğrafı iki eliyle tutarken gözü yeniden peteğin üzerindeki çoraba gitti.

Oğlu Murat, çocukken kışları böyle geçmemişti. Sabahları evin içinde nefeslerinin göründüğü zamanları hatırlıyordu. Sobanın gece sönmesi, odunların nemli çıkması, kibritin elinde defalarca yanıp sönmesi, daha ortalık aydınlanmadan ahıra inmek zorunda kaldığı günler hâlâ aklındaydı. Parmaklarının kenarları soğuktan yarılır, süt sağarken çatlakların içine kir dolardı.

Murat daha küçücük bir çocukken annesinin sobanın önünde uğraştığını görür, dışarıdan taşıyabildiği kadar odun getirirdi. Kucağında iki üç parça odunla kapıda belirdiği hâli geldi gözünün önüne. Zehra o zaman çocuğunun üşümesine üzülse de odunları elinden alırken içten içe sevinirdi. Kendi çocuğunun yaşayamadığı hayatı şimdi torunu görüyordu.

Belki de Zehra’nın oğluna bu kadar bağlanması o yıllarda başlamıştı. Murat artık yalnızca çocuğu değildi; aynı evin içinde onun yorulduğunu, üşüdüğünü, incindiğini fark eden tek kişiydi.

Fotoğrafı biraz yaklaştırıp Murat’ın yüzüne baktı. Onu yetişkin bir adam olarak görmekte hâlâ zorlanıyordu. Yüzünün kenarlarına yerleşmiş çizgileri, şakaklarında belli belirsiz açılmaya başlayan rengi görünce aradan geçen yılları bir anda fark ediyor, hemen ardından okul önlüğüyle kapıdan çıkan çocuk geliyordu gözünün önüne.

İlkokula başladığı sene verilen ihtiyaç listesini günlerce önlüğünün cebinde taşımıştı Zehra. Listedeki her şeyi aynı anda alamamış, süt parasının geleceği günü beklemişti. Murat’ın kalem kutusunu komşunun oğlundan kalma bir kutuyla idare ettirmişti ama botu küçüldüğünde beklememişti. Kendi ayakkabısının altı açılmış olmasına rağmen çocuğa yenisini almış, bütün kışı içine gazete kâğıdı koyduğu ayakkabıyla geçirmişti.

Bunları yaparken bir gün hatırlayacağını düşünmemişti. O zaman yalnızca yapılması gerekeni yapıyordu. Bir annenin çocuğuna bot almasının, karnını doyurmasının, okula göndermesinin hesabı mı tutulurdu? Zehra da tutmamıştı. Fakat insanın hayatı beklediği yere varmayınca geçmişte yaptıkları kendiliğinden hesaplanmaya başlıyordu galiba. 

Kaç kış geçirmişti böyle, kaç sabah herkesten önce kalkmış, kaç litre süt sağmış, kaç teneke peynir yapmıştı? Kendisine almayıp çocuğuna aldığı şeylerin sayısını zaten bilmiyordu. Yıllarca hesabını tutmadığı ne varsa şimdi zihninde yeniden karşısına çıkıyordu.

Oğlunun üniversiteye gidişiyle evdeki sessizlik daha da büyümüş, Zehra ilk defa o zaman hayatını ne kadar Murat’ın etrafında kurduğunu fark etmişti. Hasan’la geçen yılların içinde oğlunun büyümesini izlerken, kendi geleceğini de onun geleceğine bağlamıştı. Küçük bir ev düşünüyordu; iki oda bile yeterdi. Kaloriferli olması önemliydi. Sıcak suyu olan bir banyo, kışın sabah kalkınca buz gibi olmayan bir mutfak, kapısı açıldığında içeri kimin girdiğini düşünerek gerilmediği bir salon istiyordu. Murat işe giderken kendisi evin işlerini yapar, akşam olduğunda oğlunun dönüşünü beklerdi. İstediği büyük bir hayat değildi. Zehra’ya göre çektiklerinin ardından insana verilebilecek en sıradan hayattı. Murat okuyacak, işi olacak, sonra annesini yanına alacaktı.

Zehra fotoğrafı masanın üzerine bırakıp ellerine baktı. Bunu Murat’a ne zaman söylediğini düşündü ama hatırlayamadı. Yıllardır gerçekleşmesini beklediği bir şeyin ne zaman kararlaştırıldığını bulmaya çalıştı. Murat’ın bunu kabul ettiği bir günü, annesine söz verdiği bir anı hatırlamak istedi ama zihninde böyle bir an yoktu. Belki hiç konuşmamışlardı.

Bu düşünce onu rahatsız etti. Zihninde o kadar çok tekrarlamıştı ki bir süre sonra, kendi kurduğu gelecekle oğlunun geleceğini birbirinden ayıramamıştı.

Fotoğrafı yeniden eline alıp bu kez Derya’ya baktı. Onun omuzları ne kadar da rahattı. İnsan bir fotoğrafta neden böyle bir şeye dikkat ederdi bilmiyordu ama Zehra etmişti. Kocasının yanında otururken bedeninde bir tedirginlik yoktu. Murat’ın kolu omzundayken başını hafifçe ona yaslamıştı.

Hasan’la geçirdiği ilk yıllar geldi aklına. İlk kez kaç yaşındayken vurmuştu Hasan ona, tam çıkaramadı. Yirmilerinin başındaydı herhâlde. Bağırdığı, aşağıladığı, günlerce konuşmadığı zamanlar; para yüzünden çıkan ve Zehra’nın ne söylerse söylesin sonunda kendisini suçlu bulduğu kavgalar… Hasan’ın eve geldiğini daha kapının açılışından anlayıp o gün karşısına nasıl bir adam çıkacağını kestirmeye çalıştığı yıllar. Bütün bunların içinde büyümüştü Murat.

Zehra oğlunun babasına benzemesinden çok korkmuştu. Onun konuşmalarını, öfkesini ve bir kadına davranış biçimini normal sanacağından endişelenmişti. Oğlunda Hasan’a benzeyen küçücük bir hareket görse içine korku düşerdi. Bu yüzden çok sevgi göstermişti oğluna, kimselerin kendisine göstermediği tüm sevgilerin toplamından bile daha çok. Nihayetinde de korktuğu olmamıştı. Murat babasına hiç benzememişti.

Düşünceler art arda gelince fotoğrafı ters çevirmek istedi ama yapmadı. Murat’ın üniversite masrafları için sattıkları ineği, para yetmediğinde bozdurduğu bileziği, yazın başkasının tarlasında çalışıp akşam kendi evinin işine yetiştiği günleri, sütü peynir yapıp sattığı sabahları düşündü. Hasan’ın yanında geçirdiği kötü yılları bile bir süre sonra Murat’ın geleceğine bağlamıştı. Bir gün bütün bunların biteceğine inanmıştı. Oğlu büyüdüğünde yaşadıkları geride kalacaktı.

Murat büyümüştü ama Zehra beklediği hayata hâlâ çok uzaktı. Murat’ın iyi bir adam olmasıyla gurur duyuyor, buna rağmen içindeki kırgınlıktan kurtulamıyordu. Oğlunun mutlu olması ona yetmemişti. Yıllarca oğluna verdiği hayatın sonunda onun hayatında kendisine farklı bir yer açılacağını sanmıştı. Zehra’nın kafasında kurduğu o küçük kaloriferli ev gerçekleşmişti aslında ama içinde Derya yaşıyordu. Bunu düşündüğünde göğsünün ortasındaki eski sızı yeniden kendini gösterdi.

Tekrar torununa baktı. Çocuk babasına öyle rahat yaslanmıştı ki Zehra’nın gözü uzun süre orada kaldı. Çocuk arkasını dönüp babasının orada olup olmadığına bakmıyor; sanki babasının yerinden ayrılmayacağını biliyormuş gibi bütün ağırlığını ona bırakıyordu.

Hasan’ın yanında hiçbir zaman böyle durmamıştı Murat. Babasının ne zaman kızacağını hesaplayan, ses yükseldiğinde annesinin bulunduğu odaya gelen, daha küçükken evin havasını anlamayı öğrenmiş bir çocuktu. Ama Murat’ın çocuğu bunların hiçbirini bilmiyordu, çok şükür.

Zehra’nın bakışları oğlunun elinden torununun yüzüne, oradan Derya’ya geçti. Bir süre üçünü birlikte seyretti. Yıllarca korktuğu şey gerçekleşmemiş, Hasan’ın evinde büyüyen çocuk, Hasan’a dönüşmemişti. Bunu bilmesine rağmen içine yerleşen başka bir duyguyu susturamıyordu. Gençliğini, çatlamış ellerini, ineklerin altında geçen sabahları, Hasan’ın yanında küçüldüğü yılları, oğlunun otobüsünün arkasından bakarken kurduğu hayalleri düşündüğünde bütün bunların sonunda kendi hayatının da değişmesi gerektiğine inanıyordu. Düşlediği hayat tam karşısındaydı ama onun hayatı değildi.

Zehra fotoğrafı çantasına koymak için yerinden kalktı. Farkında olmadan sağ tarafını içeri doğru kıvırdı. Derya’nın bulunduğu kısım kat yerinin arkasında kaldı. Fotoğrafta artık yalnızca oğlu ve torunu görünüyordu. Son kez göz ucuyla baktı katlı fotoğrafa. İçi biraz olsun rahatladı.

Sobadaki odun tamamen tükenmişti artık. Gidip dışarıdan yenisini getirmesi gerekiyordu. Sanki üşümeyecekmiş gibi, sobayı içine yerleştirircesine derin bir nefes aldı. Fotoğrafı çantasının küçük gözüne koyarken köşesinin ezilmemesine dikkat etti. Zehra onca yılın sonunda kendi ektiğini başkasının biçtiğini düşünüyordu. Oğluna verdiği emeğin karşılığını kendi hayatında göremediği için içindeki kırgınlığı bir türlü bırakamıyordu. Oysa az önce elinde tuttuğu fotoğrafta emeğinin karşılığı vardı. Hasan’ın evinde büyüdüğü hâlde Hasan’a benzemeyen bir adam, kocasının yanında tedirgin olmadan duran bir kadın ve babasına arkasını dönüp bütün ağırlığıyla yaslanabilen bir çocuk.

Zehra yavaşça çantasını kapattı, fotoğraf Derya’nın olduğu yerden katlanmış hâlde kaldı.

Bu yazı sana ne hissettirdi?