İlkbaharın gelişiyle yeşille müjdelenir kara toprak.
Envaiçeşit nimetle bereketlenir doğa.
Kışın kara ayazı, çeker elini tabiattan.
Narin bahara müsade eder hünerini
Sergilemesi için.

Kar çoktan eritmiştir örtüsünü,
Su verip toprağa can bulsun diye…
Nihayetinde karlar, suyunu nehirler
boyunca akıtır.
Can suyunu verir Toprak Ana’ya.
Toprak Ana, kana kana içer suyunu.

Cemre, görevini layıkıyla yerine
getirdikten sonra
Rençbere haber salar, “Sıra sende!” diye.
Rençber durur mu öylece?
Hiç vakit kaybetmeden, müşfik bir aşkla
tohumuna koşar.
Her biri elmas değerindeki tohumları,
Toprak Ana’nın yüreğine serper ince ince.

Toprak Ana, tohumları bağrında
Isıtadurunca
Tepedeki kudretli güneş de refakat eder ona.
Günler geçer, geceleri doğurur;
Rahman damlaları yağmurlar, yeryüzü
Sofrasını nimetlendirir.

Yeni gün beraberinde filizleri yeşertir.
Yüzü gülen rençberlerin bir şükür nişanesi
gülüşü yükselir semaya.
Haftalar geçer, aylar geçer,
Tarlalar altın başaklar boyunca kıyamda…

Herkesin şükrü bir başka olur;
Tıpkı başakların “Elif” gibi dimdik durarak
edası gibi…
“Ve bir başak bir firavunun rüyasına misafir olur.
Hz. Yusuf’u zindandan çıkarıp tahta oturtur.
Yedi yıllık bereketiyle müjdeler Mısır halkını…”

Günlerin, ayların emeği alın teriyle harmanlanır,
Ve nihayet o hasat zamanı gelir.
Rençber ellerindeki oraklarla,
Büyük bir coşkuyla ekinlere koşar.
Ekinler keyifle biçilir.

Doğanın mucizesinde Rahman’ın varlığı tecelli eder.
Dillerde ve ağızlarda minnet sesleri duyulur.
Bereketli toprak, sabrın sonunu selamete kavuşturur…

Bu yazı sana ne hissettirdi?