“Beşiktaş beş dakka, Beşiktaş beş dakka!”
Motor çok dolu bugün. Trafikten kaçalım dedik, şu hâle bak… Pazar pazar nereye gidiyor bu insanlar? Nereye olacak Demet. Kafeye, pikniğe. Herkes sen mi hafta sonu çalışsın!
“Anneee, susadııım.”
Bari dışarı geçeyim de kafamı dinleyeyim. Hiç çekemem çocuk ciyaklaması şimdi. Bütün gün ergenlerin kart, ayarsız seslerini çekeceğim zaten. Bir de o zevksiz, gümbürtülü müzik sesi. Buna da müzik denirse artık.
“Vay,vay, vay! Demet abla hoş geldin, otur be şöyle…”
Burada da mı? Oturduk, oturduk.
Her duyduğumda zihnimde dönen o zıpır sahne… Bir gün frappelerini masaya koyarken yanındaki sandalyeye şak diye oturuversem… “Selam, ben Demet. Tanıştığımıza çok nice to meet you.” Getirdiğim frappesinden bir yudum çeksem. Sana böyle gelsem ne yapabilirsin ki küçük marjinal kız çocuğu? Küçük dilin tutulur mu? Kahkahanın ortasında gırtlağında titreşen o minik, kırmızı et parçası kopup frappene düşse misal…
O gülen yüzümün arkasında işte bu kurgular geçiyor aklımdan. Bu sayede üç keredir ayın en güler yüzlü elemanı seçildim, ne mutlu bana. Kocaman fotoğrafımı girişe asmasalar iyiydi. Alnımda koca bir sivilce.
“Ayın Elemanı Demet Başdemir”
Çok şükür başım göğe erdi. Madalyam göğsümde. Başka? Asgari ücrete devam…
“Çaaay, var mı çaay içen? Tavşan kanı, sıcak sıcak.”
Bugün dünden sıcak. Sabahtan başladım şıpır şıpır terlemeye. Mutfaktan kasaya altmış yedi adım, kasadan masaya yüz on sekiz. Sayarken sanki kısalıyor mesafeler. Bugün dörder dörder sayacağım, arada çılgınlık lazım insana.
“Müsaade eder misiniz, geçeyim.”
Tıklım tıkış. Trafikten kaçtık kaçmasına da ya bu kalabalık, bu gürültü. Kendi iç sesimi duyamıyorum neredeyse. Oysa bu sabah duymak istediğim sadece dalgaların sesiydi.
“Şşş, şşş, flap, flap! Fışşş…”
Huzurlu ve dingin… Hahahay! Roman gibi konuştum. Dinginim, dinginsin, hepimiz dinginiz. En çok da martılar.
“Kiyyy, kiyyy! İii-yaaak, İii-yaak!”
Şurada simit, şurada. Görmüyor musun, önüne düştü. Ah be martı, nasip değilmiş. Bugün simitler kapış kapış. Sen bir de bugün bizim kafeyi gör. Zavallılar altı gün aç durmuşlar, pazara saklamışlar tüm iştahlarını.
Bir pesto-pasta alabilir mi küçük hanım? Arkadaşına da bir Margarita… Hay sizin dilinize pepperoni… Türkçe konuşun be! Hamur işte, hepsi hamur. Bana bir şerit hamur, kankama da bir yuvarlak.
“Anneee… Anne, anne, anne, anne.”
“Ne var yine oğlum? Anne anne, anne anne! Bi’ rahat durmaz ki.”
“Çişim geldi.”
Tuvalet sırası yine geldi çattı. Nasıl sıraysa artık! “ Demeeet, üç numaradaki klozet tıkanmış, hâllediver.” “Bu hafta sıra Buse’deydi ama…” “Buseciğin çamaşır suyuna alerjisi var, tıkanmasın kızcağız. O şimdi kasada.” Ah ne demek efendim, hemen açıveririm. İşim bitsin, Buseciği de açıvereyim mi? Tıkanmış sanki kasada.
“Hıırrr, hııırrr, pata pata pata! Vuumm!”
Offf, ne çabuk bitti. Beş dakika kendimi dinleyemedim yine. Yürü Demet, yürü… Senin neyine dinginlik? Roman karakteri misin sen?

