Kadın dediğin
taş gibi dayanıklı mı olmalı,
yoksa çatlamadan durmalı mı?

Kâğıt gibi
katlanmalı mı hayatın önünde,
bir köşesinden tutulup
öteki köşesine kadar
sessizce bükülmeli mi?

Yoksa makas gibi
kesmeli mi bazı bağları,
“Buraya kadar,” demeyi
öğrenmeli mi?

Hiç kimse bilmez ama bazen taş olur kadın.
Evinin duvarı,
yüreğine tarifsiz acılar basanı,
kale gibi dimdik duranı…

Bazen kâğıttır.
Bir mektup gibi taşır içinde
söylenememiş cümleleri.
Bir çocuğun resmi kadar narin,
bir eski fotoğraf kadar suskun…

Katlanır.
Katlanır.
Katlanır.

Ve bir gün
kendi kat izlerine bakıp
anlar.

Kâğıt olmak,
katlandıkça küçültmez onu.
Hikâyesini çoğaltır.

Sonra makası öğrenir.

Bazen saçını keser,
bazen kumaşı,
bazen sesini…

Ve bir gün
hayatın kendisine biçtiği rolü keser.

Sonra…

“İyi eş ol.”
“İyi anne ol.”
“Sus.”
“Sabret.”
“Büyüt.”
“Affet.”
“Unut.”

Makasın ağzından
birer birer düşer kelimeler…

İşte o zaman değişir oyunun kuralı.

Ne taş makası ezer,
ne makas kâğıdı keser,
ne de kâğıt taşı sarar.

Kadın kendi yolunu açar.

Ve artık
kazanmak için oynamaz.

Kendi yolunu bulur.

Bu yazı sana ne hissettirdi?