Nesrin, aynanın karşısında gömleğini sıvadı. Göbeğinin altı iğne sertlikleriyle doluydu. Bedeninde filizlensin istediği canın yerine, derisinin altında canını yakan koyu mor menekşeler açmıştı sanki. Taze iğne deliğine başparmağıyla bastırdı. Yüzünü buruşturmadı; bu gövde sanki ona ait değildi.
Muayene masasına doğru yürüdü. Üzerindeki yıpranmış beyaz çarşaf kımıldadıkça altında hışırdadı.
Kapı vurulmadan açıldı. Hemşire panosuna bakarak konuştu. “Üstünüzü giyinebilirsiniz. Hoca raporu yazıyor.”
Nesrin etek ucunu çekti. Ayakkabılarını giyip koridora çıktı. Duvar boyunca döşeli gri halının üzerinde terliklerini sürüyerek yürüyen iki kadın daha vardı. Birinin kolundaki serum askısının plastik şişesinde sıvı çalkalanıyordu. Kadın başını öne eğdi.
Görüşme odasının kapısı aralıktı.
Muzaffer pencerenin önünde, elinde üç küçük plastik jeton döndürüyordu. Jetonlar birbirine çarptıkça tıkırdıyordu. Kayınvalidesi Saadet Hanım ise masanın karşısındaki deri koltuktaydı. Gözleri Nesrin’in yüzüne değil, doğrudan karnının hizasına kaydı.
Doktor, önündeki kâğıttan başını kaldırmadan konuştu. “Sağ taraftan altı, sol taraftan dört. İkisi istenen kalitede değil. Net sekiz.”
Saadet Hanım hırkasının yakasını tuttu. “Sekiz mi? Geçen sefer dokuzdu. İlaçların dozunu artırmıştık.”
Muzaffer avluya bakarak sordu. “Kaçı kalır?”
“Laboratuvar döllenmeye alacak,” dedi Doktor. “Üçüncü gün hücre bölünmesine bakılır.”
Nesrin sandalyenin ucuna oturdu. Deri soğuktu. Masadaki plastik rahim maketinin üzerindeki pembe damarlar koyu kırmızıyla belirginleştirilmişti.
“Biz bütün takvimi dediklerinize göre yaptık,” dedi Saadet Hanım. “Niye düşüyor bu sayı?”
“Sayı sabit kalmaz. Bedenin cevabı bu. Yaş ilerliyor, doku kalitesi değişiyor.”
Nesrin elini karnına koydu. Ağzındaki acı, paslı metal tadı derinleşti. Tükürüğü kurumuştu.
Doktor reçeteyi yazıp dosyayı kapattı. “Fitillere bu akşam başlıyorsunuz. Günde üç defa, sekiz saatte bir.”
Otoparkın soğuk karanlığından çıkan araba, alt geçidin beton duvarlarında motor gürültüsünü uzatarak yola koyuldu.
Torpido gözünün üzerindeki beyaz karton çantadan buz akülerinin soğukluğu vuruyordu.
Arka koltuktan Saadet Hanım’ın sesi geldi. “Köydeki Bakkal Mustafa’nın gelini tek seferde ikiz doğurdu. Hiç böyle hastanelere taşınmadılar.”
Muzaffer aynadan anasına baktı, susmaya devam etti. Bir süre sadece şanzımandan gelen kuru dişli sesi duyuldu.
“Bizimki de hastane kapılarında çürüdü,” diye devam etti Saadet Hanım. “Verilen parayla dükkân alınırdı. Her ay bir koli ilaç. Vücudunda kimya kalmadı kızın.”
Muzaffer direksiyonu sıktı. “Ana, kapat şu konuyu.”
“Parayı ağaçtan mı topluyoruz? Dört senedir bir dikili ağacımız kalmadı.”
Nesrin başını yan cama çevirdi. Binalar geride kalıyordu. Hormonların etkisiyle şişen karnı emniyet kemerinin altında sıkıştı. Tokayı gevşetti. Bir süre öylece, camdaki soluk yansımasına bakarak gözlerini kapattı.
Sokak lambaları yanarken eve girdiler.
Saadet Hanım hırkasını asıp çay koymaya geçti. Muzaffer, buz çantasındaki iğne kutularını buzdolabına taşıdı. Raflar; yoğurt kapları, salça kavanozları ve iğne kutularıyla doluydu.
Nesrin doğrudan odasına geçti. Kapıyı kapatıp lambayı yaktı. Komodinin üzerindeki ahşap kutuda boş ilaç kovanları ve reçete koçanları birikmişti.
Gömleğinin düğmelerini açıp aynanın karşısına geçti. Göbeğinde, iğne vurulan yerlerin morlukları ve sertleşmiş dokusu yan yana duruyordu. Başparmağıyla karnını ağır ağır taradı. Bu tıbbi kuşatmadan nasibini almamış, henüz lekelenmemiş pürüzsüz ve beyaz kalmış son bir deri parçası aradı.
Mutfaktan Saadet Hanım’ın sesi geldi. “Yarın sabah sekizde yine kan vermeye gidecek. Yükselmezse ilacın dozunu iki katına çıkaracak doktor.”
”Yarın dükkânı erken açmam lazım,” dedi Muzaffer. “Kendi gitsin, dolmuş kapıdan geçiyor.”
Nesrin komodindeki kutudan fitili çıkardı. Alüminyum ambalajı tırnağıyla zorlayıp açtı. Beyaz kapsül parmaklarının sıcaklığıyla erimeye başladı.
Yatağa uzanıp bacaklarını kendine doğru çekti. Tavandaki alçı kartonpiyerin çatlağına bakarak fitili yerleştirdi.
Caddeden geçen bir kamyon camları titretti. Ahşap kutunun içindeki boş plastik kovanlar birbirine çarptı. Nesrin yorganı çenesine kadar çekti. Soğuk ellerini karnındaki o son beyaz, izsiz noktanın üzerine bastırdı.

