Taşlar biraz kıpırdıyor; her bir dalganın gelişinde yüzeyleri iyice parlak olanlara gözüm takılıyor. Hatıralarım dalgalarla ikiye ayrılmış gibi. Bir dalga vurunca batmakta olan güneşi hatırlıyorum, diğer dalga ise öğlenin kızgın güneşini hatırlatıyor. Biraz Assos, biraz Altınoluk denizinin taşları. Deniz kimi zaman üstünden atlamanın bile zor olduğu kadar yüksek, kimi zamansa inanılmaz sakin. Taşlı bir deniz; aralarda deniz kestaneleri de olabiliyor. Bazısı dalgalarla kıyıya vurmuş vaziyette.

Sahilde, yassı ve yuvarlak olanları bulmaya çalışırdım babamla -1998 Dünya Kupası civarı senelerden bahsediyorum- denizde sektirme yarışı yapardık. O hep daha fazla sektirirdi. Bir süre bulduğumuz taşlara sevinip birbirimize gösterdikten sonra, kaç kere sekeceğini görmek için sabırsızlanırdık. Öğrenmiş zamanında; epey çalışılmış bir el bileği hareketinden de ibaret değil, tüm bedenle pozisyona giriyor. Çok iyi sektiriyordu gerçekten; yine de geçmeye çalışıyordum söylene söylene. Bazı taşların sektiği sayıda ilk seferde anlaşamazdık; çok uzaklara giderdi ve görmek mümkün olmuyordu. Daha seri sekişler ve araları metrelerce uzun taş zıplamaları hatırlıyorum. Sabırla anlatmaya çalışırdı ve attığım taşların gidişatına göre yorum da yapardı. Bazı hiç atılmayacak taşlara güldüğümüzü bile hatırlıyorum; düşününce ne saçma bir aktivite aslında. O zaman hiç düşünmedim, o taşların bir kere bile geri gelmesini istediğimi mesela. Ya da çok acayip taşları kenara ayırmıyordum da. Deniz kestanelerini toplardık, o ayrı bir aktiviteydi. Evin salonu deniz kestanesi kokuyordu bir ara, sonra toplamayı bıraktık çünkü epey yoğun bir kokuyordu. Taşları boyamadık, oldukları gibi kaldılar. Üzerlerine bir şeyler de yazmadık pek; benim birkaç kere denemişliğim oldu ilerleyen yaşlarımda.

Denizde yüzen birisi yoksa taş sektirirdik; hem de ne güzel bir hareketmiş aslında. Eğilmesi, kalkması, ayak altına iyi gelen farklı zemin deneyimi… Kumlu denizde büyüseydim başka olurdu; ona biraz daha ileri yaşlarda denk geldim. Kumlu olduğunda taşlar genelde beklenmedik olabiliyor. O taşı alıp başka bir yere fırlatırsın ayağına battıktan sonra. Taşlı denizde ise taşlara dikkatle basarak yürümek var, bir yandan ayaklar için de çok faydalı bir pratik. İskeleden atlayanlar için taşlar hiç iyi hafızalara kazınmamıştır; isteyerek yapmadılar, geçmiş olsun.

O taş kim bilir kaç senedir orada, sen ona denk geliyorsun. Taş takılır, ancak kırılır da taş olsan da kırılırsın. Müze olur, ziyarete gelirler. Taşlara kazıyarak başlamışlar yazmaya, o kadar istemişler anlatmayı. Taş öylece bekler, yer değiştirmesi zordur; birisi onu oradan alacak da başka bir yere götürecek. Biz taşları aldık, diplere gönderdik; dalgalara emanet ettik gibi de olmuş, biraz abartmak gerekirse.

Bu yazı sana ne hissettirdi?