Sığamadım ben bu dünyaya. Şu an buraya da sığamadığım gibi. O kadar kalabalık ki… Ama ben kimseyi tanımıyorum. Hiç kimse de demiyor orada tek başına bu kadıncağız aç mı, tok mu ne yapacak? Ne zaman sordular ki? Benimki de laf işte.
Şu yaralarım bir geçsin önce Sirkeci’deki muhallebiciye gideceğim. Ne yapabilir ki artık? Hiçbir şey yapamaz. Madem dışarı çıkmama izin vermiyorsun, kendin götür değil mi? Yok, olur mu hiç? Kim işten sonra meyhaneye gidip içecek? Bir de ağzıyla içse bari. Buraya da gelmez inşallah.
Göğsüm hâlâ çok ağrıyor. Ama yine benim suçum. İnsanlara iyilik yapmayacaksın. Bir anlatamadım, o deli karıya da kocama da.
Bir de ağlayarak geldi evime. Niye açtıysam kapıyı? Belki de duymuştu gece evdeki hengâmeyi.
“İyi misin komşum?” diyecek diye bekledim herhâlde.
Ev telefonu bozulmuş meğer.
“Kocama ulaşmam lazım. Telefonunuzu kullanabilir miyim?” dedi.
“Tabii,” deyip buyur ettim evime.
Açmadı kocası telefonu. Defalarca numarayı çevirdi. Benimle bile konuşmuyor; salonda bir o tarafa, bir bu tarafa ellerini ovuşturarak yürüyor. Ne ikram ettiysem hepsini reddetti.
Dedim ki
“Al bizim ev telefonunu evine götür. Sizin telefon kablonuzu bu telefona tak. Rahat rahat konuş kocanla. İş yerine dönünce arar. Tasalanma.”
Hay demez olaydım! Boş boş bakışlarından anlamalıydım anlamadığını.
“Ben anlamam ki öyle şeylerden. Bizim Mehmet Bey’in elinden gelir öyle işler. Bana hiç yaptırmaz,” demez mi bir de! Sanki kocasını bilmiyoruz. Tüm mahalleli biliyor aşağı sokakta metresi olduğunu. Kadir’i de delirten bu ya. Karşı komşu fındık kırıyor diye ben evden çıkamıyorum. Perdeyi bile açamıyorum. Bu da benim şansım.
“Tamam.Telefonu alıp size geçelim. Ben takayım telefonu,” deyip bir de evine gittim.
Kadir duysa beni ikiye böler. Ben gerçekten iflah olmaz bir salağım.
Kırmış telefonu! Tabii çalışmaz. Kırılan telefonu hat kablosundan çıkarıp kabloyu bizim telefona taktım. Ahizeyi kaldırdım. Sinyal sesi geliyordu.
“Bak oldu! Çalışıyor. Mehmet Bey birazdan arar. Sen rahat rahat evinde bekle,’’ dedim “İş yerinde değildir, belki yemeğe falan gitmiştir.”
Bir kahve bile ikram etmedi. Gözümün morluğuna tiksinir gibi baktı. Sanki hak etmişim gibi. Ben istiyordum sanki her gece dayak yemeyi.
Neydi derdi acaba? Beni baştan aşağı süzeceğine kendi derdine bak!
Eve bile girmemi beklemeden kapıyı kapattı. Aman iyi oldu! Burada beklemesinden iyidir. Zaten etlerim ağrıyor. Ağrı kesiciler bile artık işe yaramıyor. Kadir gelmeden azıcık uyusam bari.
*
Bir uyutmadılar. Bu ne gürültü? Sanki kapıyı kıracaklar.
“Geldim geldim?” Şu terliğin teki de hep kaybolacak zamanı bulur.
“Aç lan orospu karı! Aç şu kapıyı! Komşular! Yetişin komşular! Kahpe var binada kahpe!”
“Aaa! Bana mı diyor o? Bismillah.”
“Aç dedim sana! Aç kapıyı!”
“Hayırdır ne oluyor? Ne bağırıyorsun? Deli mi ne? Bırak saçımı!”
“Benim kocam senin telefonunu nereden biliyor ha! Söyle! Ne zamandır konuşuyorsunuz? Seni orospu seni! Gel buraya! Kaçma! Geberteceğim seni!’’
“Deli misin kadın? Kocan beni niye arasın? Dur! Vurma! Dinle! Seni arıyor.”
“Telefon senin telefonun değil mi? Gel buraya!”
Bir insan bu kadar salak olabilir mi?
“Telefon bizim evin telefonu ama hat senin be kadın! Bırak kolumu! Vurma! Çok ağrıyor zaten.”
“Bu eve de geldi mi ha! Söyle kaltak! Girdin mi koynuna?”
O gözler ne ya? Kadir bile böyle bakmıyor. Bu başka birşey. Delirdi galiba.
O bıçak…
O nereden çıktı?
Kalbim! Hiç bu kadar ağrımamıştı.
Şimdi bu evin kanını nasıl temizleyeceğim? Onun içinde yerim bir dayak.
*
Kadir’in sesi mi o? Alışkın tabii benim yerde öylece yatmalarıma, başkası dövünce mi içi sızlayacak?
Bir gelip baksaydın bari be adam! Bu senin yaptıklarına benzemiyor.
Ben de eşekten çarşambalık umuyorum.
Ne arıyor ki çekmecede?
Anacığım hayatta olsaydı üşüyorum diye üstümü örterdi.
Silah sesi mi? Ben mi yanlış duydum?
Başımın ortasında bi yanma var. Allah Allah! Üşüyordum az önce.
*
Niye yanıma kimse gelmiyor? Zaten üşüyorum. Bu taş niye bu kadar soğuk? Kim yıkıyor beni bu soğukta? Her yerimi gördüler. Ben Kadir’e ne diyeceğim şimdi? Artık dayak yemek istemiyorum.
Örtün…
Örtün üstümü.
Kar gibi bembeyaz ne güzelmiş o da.
Sallamayın lütfen.
Başım hala ağrıyor.
Ne kadar çok erkek sesi var.
Hepsinin elinin üzerindeyim.
Bunun için kemer mi kullanır yoksa ayakkabımı mı?
Gezmekten kırılmadı topuğunun teki… Ama gezeceğim. İlk işim Sirkeci. Şu kalabalık bi dağılsın… Birini de tanısam bari. Ne yazıyor o mermer taşın üstünde? Çekilmiyorlar ki göreyim. Burayada sığmadım işte. İttirip durmayın!
O koku da ne böyle !
Helva mı kavruluyor.
Ama ben muhallebi yiyecektim.

