Sığ ırmağın kenarında suyun taşlara çarptığında çıkardığı şırıltıyı dinlerken, kaldığı sayfadan kafasını kaldırdı. Nerede kaldığını kaybetmemek için sol işaret parmağı, kitabın arasında gönüllü nöbete durdu. Suyun üzerinde alçaktan uçuşan mavi yusufçuklar resmen su sesinin ritmiyle dans ediyorlardı. Az ileride suyun dinlenerek aktığı düzlükten kurbağa sesleri çalındı kulağına.  İyi ki bu hafta rapor almışım. Tam da zamanında gelmişim bu güzel yere, diye geçirdi içinden. İki aydır büyük bir çöküntüyle mücadele içindeydi. Artık kendine zarar verme aşamasına geldiğini fark edince, işten ve çevresinden uzaklaşıp kendini doğaya attı. Yıllar önce bir heves aldığı çadırın açılışı bu güzel ırmak kenarına kısmet olmuştu. Yanına bolca kitap almıştı. Dertlerini eve kitlemiş ve koşarak uzaklaşmıştı oradan. Umarım dönüşte eve kilitlediğim dertlerim ölmüş olur. Bana da yalnızca cenazelerini kaldırmak kalır, diye düşünüyordu. Gözünün daldığı yerde bir kıpırtı dikkatini çekti. Sırtı alacalı bir yılan ırmaktan usulca su içiyordu. Vücuduna bir titreme gelir gibi oldu. Geçen kışa dek en korktuğu hayvandı çünkü yılan. Şimdi bu titreme yılandan değildi. Ama sonra bir şimşek çaktı zihninde ve bu dünyadaki en tehlikeli hayvanın insan olduğunu hatırladı. Zihnini ve gözünü yeniden su içen yılana çevirmek istedi. Olmadı. Keşke hiç hatırlamasaydı. Ya da keşke hiç öğrenmeseydi. Ama öğrendi, hem de yaşayarak.

Oturduğu yerden usulca doğrulup çadırına gitmek istedi ama bacakları onu dinlemedi. Taş kesmişti sanki, aynı geçen kış olduğu gibi. Irmağın usul usul akan sesi yerini, içinde yankılanan betonun sessizliğine bıraktı. O gün de böyle yerde oturmuş ve bacaklarını yeniden hissetmeyi beklemişti. Ama bacakları sanki onun değildi. İnşaatın üçüncü katında… Bir belediyenin hediyesi olduğu belli sarı şapkası yana kaymış adam, az ötede kemerinin tokasını takmaya çalışıyordu. O bacaklarına hükmetmeye ve balkon çıkıntısı olduğunu sandığı yerden atlamayı planlarken neler olduğunu kafasında oturtmaya çalışıyordu. Eteğinin yukarıya, kilodunun aşağıya çekilmesi… Müstakbel kayınpederinin hırıltıyla kendisine abanması. En kuytusunun acıyla yırtılması…

“Düğünden sonra birikenlerle alacağımız daireyi göstereyim gel, hem bizim oğlana da sürpriz olur,” diyerek kendisini bu inşaata sokan adama nasıl da kanmıştı. Elini öptüğü günden beri baba dediği adam.Nişanlısının kıymetli babası… Benim için hep en iyisini ister, beni düşünür diye övündüğü babası.Büyük bir hırıltıyla içine içine akan ve gözleri kayan adam…

Mavi bir yusufçuk çok yakınından geçince daldığı yerlerden çıkan kadın yılanı aradı gözleriyle. Yoktu. Gitmişti. Derin bir nefes alıp ana geri dönmeye çalıştı. Parmağının hâlâ kaldığı sayfada beklediğini gördü. Irmak aynı şırıltısıyla akmaya devam ediyordu. Az ilerideki kurbağalar hâlâ ritim tutuyordu. Yusufçukların dansı tüm ihtişamıyla devam ediyordu. Yılan sessizce gitmişti. Her şey aynıydı. Değişen oydu.

Bu yazı sana ne hissettirdi?