Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Yüklükteki Sır

Çiçekleri yer yer güneşten solmuş kırmızılı yorganı sandığın üzerinden indirdi. Senede bir kez mutlaka sandığı havalandırmayı adet edinmişti. İçindeki kumaşlar danteller güve yeniği olmasın diye aralarına da naftalin serpeler öyle kapatırdı her defasında. Çok severdi kızı sandığın içini, kapağı kaldırınca havaya karışan ahşap ve naftalin kokusu karışımını. Tek tek çıkarır bohçaları, ilk kez görüyormuşçasına inceler, sonra da gerisin geri kapatırdı. Ama sandığa dizme, kapağı kapatma işini hep annesine bırakırdı. Kadın yıllarca sandığı kapatma işini kendisine bırakan kızının, tembellikten böyle yaptığını düşünüyordu.

Gelin geleli kırk yedi, dul kalalı yirmi yedi sene olmuştu. Hâlâ aynı özenle doluydu sandığı. Kullanılmamış örtüler, serilmemiş danteller, bağlanmamış yemeniler… Geldiğinden beri yüzü gülmemişti ki evini kendini süslesin, sandıktakileri kullansın. Kızına, sana saklıyorum dediği sandık lekesi danteller bile biliyordu umutsuz, mutsuz bir evliliğin köşelere saklanmış izleri olduğunu. Vermemişti kızına evlenirken salon takımı dantelleri. “Her yeri sararmış ben sana hazır alırım boş ver,” demişti.  Kızı boşanıp yeniden evlenirken de yine uzun uzun bakıp başka bir bahaneyle gerisin geri sokmuştu sandıktaki bohçaya. Bana huzur getirmedi sana da bulaşmasın diyememişti.

Kızının, sandığı her defasında kendisine toplatması bir nebze de iyi oluyordu aslında. Yüklüğün en altında, sandığın hemen üstünde duran nevresimin hafifliği mutlaka çekerdi dikkatini çünkü. Onca yıl geçmişti. O hafif nevresimin içinde ne olduğunu kimsenin bilmesine izin vermemişti. En çok da kızının görmesini, bilmesini istemezdi.

Her defasında yaptığı gibi usul usul katlarını dağıtmadan indirdi yorgan ve battaniyeleri sandığın üzerinden yatağın üzerine. Sıra, o hafif nevresime gelince kucakladı ve olduğu yere çöküverdi. Fermuarı sıkışmış nevresimi zorla da olsa araladı. İçinden yükselen ağır naftalin kokusu sanki yıllar önce rafa kaldırdığı, içine attığı hayalleri gibi bozulmadan saklanmıştı.  Kırış kırış elleri titreyerek içine uzandı.  Ellerine belli belirsiz değen tüller ve danteller yıllar önce onu son kez gördüğü güne sürükledi. 

Düğüne iki gün kala damat tarafının büyükleri getirmişti beyaz kurdeleli kutuyu. Dünden razı demesinler, onu hafife almasınlar diye hemen açmamış, misafirler gidene dek beklemişti. Kapağı kaldırdığında bembeyaz bir güzellik karşılamıştı onu. Hemen giysem acaba uğursuzluk getirir mi diye düşünse de kalkıp entarisini sıyırıp alttan girmeye çalıştı. Bir şeylerin ters olduğu, omuzlarından aşağıya inmeyen gelinlikle anlaşıldı. Çıktı girdiği kadar içinden. Üzerine tuttuğunda anladı olayı. Kendisinin yarısı kadardı beli. Omuzlarından inmemişti ki girsin içine. Kimse ona sorma zahmetine girmemişti bile bedenini. Nasılsa olur, nasılsa kabul eder diyerek eline paket verilip gidilmişti. Kucağında dantel ve tül öbeğiyle birlikte yere çöküp saatlerce ağladı. Olmamıştı. Kendine dair hayalleri daha ilk adımda kursağında kalmış, aşağı inmemişti. Gerisin geri kutusuna koydukları gelinliği erkek tarafına verseler ayıp olur diye ses etmemiş, geçen yaz evlenen komşu kızından ödünç alınan gelinlikle düğün etmişlerdi. Atmaya da kıyamamıştı bakmaya da. Bir nevresimin içinde yıllarca saklamıştı. Tıpkı hayatında halı altına süpürülen birçok şey gibi sır olarak kalmıştı. Ama artık bu sır ortadan kalkmalı, kimse bilmeden yok edilmeliydi. Zamanı azdı. İki gün sonra kızı gelecek ve eşyalar ufak ufak toplanıp kırk yedi yıllık evini geride bırakacaktı. Kızının bu sırrı görmemesi, öğrenmemesi için bunu kendi yapmalı o nevresimi içindekiyle birlikte yok etmeliydi. Kızı o nevresimi gördüğünde kendi içini, boğazında kalan yutkunmaları görecek diye ödü kopuyordu.

Yavaşça mutfağa, ocağın başına geçti. Sanki birazdan yakmayacak da yerine geri koyacakmışçasına katlarını düzeltti. Gelinliği değil de hayatını yakacakmış gibi bir hisle doluydu. Kibrit kutusunu avcunun içinde sıktı. İlk kez karar kendisinindi.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Burçin Kıtır
Burçin Kıtır
1987 Sinop doğumluyum. Arkeoloji ve İngilizce öğretmenliği mezunuyum. Şubat 2026’ dan beri Kibele dergisinde editörlük yapmaktayım. 2025 yılında iki öykü atölyesine katılıp, 2026 yılında ileri seviye yazarlık eğitimi aldım.

POPÜLER YAZILAR