Sakin bir yaz tatili planlamıştım. Sabah gün doğarken kalkacak, elimde kahvemle gündoğumunu izleyip doğruca denize gidecektim. Önce kitabımı elime alacak, güneşin o ilk sıcaklığının vücuduma iyice yayılmasını hissedecek, ardından kendimi denizin serin sularına bırakacaktım.

Güzel bir kahvaltının ardından da öğleden sonrası için hiçbir planım yoktu aslında. Sadece oturup saatin akışını izlerken, bir anda kendimi elimde kalem kendi hayat hikâyemi yazarken bulmayı düşlüyordum. Kalem olabildiğince hızlı akacak, kelimeler ardı ardına birbirini kovalarken akşam oluverecekti. Ben de kırmızı elbisemi giyip otelin restoranına yemeğe inecektim.

Yemekten sonra sahilde kısa bir yürüyüşle günü tamamlayıp odama çekilmeyi düşünüyordum.

Derken uzaktan çok hoş bir ses duydum. O yöne doğru yaklaştığımda kumsalda birkaç gencin gitar çalıp şarkı söylediğini gördüm. Dayanamayıp ayağımdaki stilettoları çıkararak yanlarına gittim. Bir şarkı rica ettim. Onlar çalmaya başladığında kendimi bambaşka bir dünyada buldum. Ruhum özgürce uçuyor, durmadan yükseliyordu sanki. Sonra ben de onlara eşlik ettim.

Taaa ki alarm  çalana kadar…

Alarm çaldı ve ben yine, yine, yine… rutin ve sıkıcı hayatıma geri döndüm.

Bu yazı sana ne hissettirdi?