“İşte burası,” dedi kollarını açarak.
“Bu mu yani?” dedi annesi. Alnındaki teri sildi. Bir yudum su içip yüzünü buruşturdu. “Isınmış, içilecek gibi değil. Bu sıcakta buraya kadar tırmandığımıza inanmıyorum,” diyerek büyük bir ağaca doğru yürüdü.
Etrafı göstermek için açtığı kollarını indirdi.
“Manzara çok güzel ama,” diye seslendi arkasından. Annesi ağacın altındaki büyük bir taşa oturmuş, manzaraya sırtını vermişti.
Bunun içindi, evet, diye düşündü. Belki o da şehire buradan bakarsa ağaçların evlerden büyük olduğunu görür ve neden buraya taşındığını anlayabilirdi.
“Evren, gelsene buraya.”
Şehire sırtını dönüp ağaca yöneldi.
“Dikilme öyle tepemde, otursana.”
Bir taşa oturdu, kalktı. Sivriydi, canını yakmıştı taş.
“Hay Allah’ım, otur bir yere işte.”
Oturacak başka bir şey aradı gözleriyle, bulamadı. Sivri taşa oturdu, ellerini altına aldı.
Başını kaldırıp annesinin yüzüne baktı. Memnuniyetsiz, uzak bir ifade vardı yüzünde. “Ben haklıyım” ifadesiydi bu; şu anda ne söylerse söylesin o duvara çarpıp düşecekti.
“Beğenmedin mi burayı?”
“Eh fena değil,” dedi. Havada savurduğu eliyle her şeyi önemsizleştirdi. “Ama o evinin hâli ne öyle?”
“Ne varmış ki hâlinde?” Sesinin bu kadar cılız çıkmasına öfkelendi.
“Alt katın penceresi yok, havasız. Basamaklar gıcırdayıp duruyor, mutfaktaki aspiratör çalışmıyor. Daha sayayım mı?”
“Alt kata kapı yapacaklar, bahçeye açılacak,” dedi.
“Tabii tabii yaparlar, evi tutmadan önce bir sürü söz verirler, sonra icraat yok.”
“Ben sevdim evi,” dedi ve sustu. Kısa bir süre sessiz kaldılar.
“Hem yeri de güzel, yürüyerek beş dakikada merkezdeyim,” diye ekledi.
“Ne varsa merkezde,” dedi annesi ve yere koyduğu çantasını hırsla kucağına aldı. Islak mendille boynunu silerken,
“Acelen neydi ki? İyi bir ev bulmadan taşınacak ne vardı?” dedi.
Bunun bir soru olmadığını bilse de gözlerini kaçırarak yanıt verdi,
“Uzaktan yürütemediğim işler vardı.”
“Kapasitenin bu kadar altında bir iş için şehir değiştirmek. Valla anlamıyorum.”
“Sevdim ben burayı, her yere yürüyebiliyorum,” dedi annesinin yüzüne bakarak. Hâlâ aynı uzak ifade. Yine de denedi. Başıyla arkada kalan manzarayı işaret etti. “Hem baksana ağaçlar evlerden…”
Annesi elini ona doğru uzatınca irkilip geri çekildi.
“Saçındaki yaprağı alacaktım sadece.”
Bir anlığına birbirlerine baktılar.
Evren saçlarını karıştırıp kurumuş yaprağı düşürdü. Hızla ayağa kalktı. Elindeki taşın bıraktığı ize dokunurken,
“Hadi, artık inelim yavaş yavaş,” dedi.
Annesi ses çıkarmadan kalktı yerinden, oğlunun arkasından yürümeye başladı.

