Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Bir Basamak

“Biz tırmanamayız,” dedi gruba. Bir anlığına, aralarından biriyle, kısa siyah saçlı bir kadınla göz göze geldik. Kimse ısrar etmedi, neden diye sormadı, devam ettiler. Biz kaldık.

“Gel, buraya oturalım,” dedi antik kent haritasının altındaki iri bir taşı işaret ederek. Gidip oturdu bile; yanına geleceğimden emin. Paçasındaki tozu silkelemeye başladı.

Gruba baktım. Tiyatronun taştan basamakları dik, yer yer eksik. Ama tırmanıyorlar. Gülüyorlar. Birbirlerine ellerini uzatıyorlar.

“Ben denemek istiyorum,” dedim.

“Ne?” dedi. Başını kaldırmadı. Paçasındaki tozu inatla silkelemeye devam etti.

“Deneyeceğim,” dedim.

Bana baktı. Yüzündeki o umursamaz ifade… En sevmediğim.

“Saçmalama, baksana ne kadar dik, hem yüksekten korkarsın sen,” dedi.

Yarısını geçtiler bile. O kadar da zor olamaz.

“Eskiden korkardım,” dedim kelimelerin üzerine basarak.

“Terliklerle mi tırmanacaksın? Elbisen de pek uygun sayılmaz.”

Parmak arası terliklerime baktım, dayanıklı göründüler bana. Elbisem de dar değil, üstelik yırtmaçlı. Hem o nereden bilecek bir elbiseyle neler yapılıp yapılamayacağını.

İlerledim.

Arkamdan seslendi,

“Yarı yolda gel beni al deme, gelmem.”

Hiç yolda kaldım mı ki ben? Hatırlamıyorum. En son ne zaman tek başıma yola çıktım ki? Neden çıkmadım?

Basamakların karşısında durdum. Neredeyse yarısına kadar düzenli görünüyor. Hadi bakalım, terliklerim başlıyoruz. Yukarıdan alkış sesleri yükseldi. Beni mi destekliyorlar? Bakmadım. Sadece önüme bakacağım. Bir adım atacağım, sonra bir adım daha.

Biz tırmanamazmışız. Ben daha ağzımı bile açmadan… Bir basamak daha. Dizlerim titriyor.

Yok, biz bu yaz oralara gelemeyiz, başka planlarımız var. Hiç konuşmadığımız planlar. Gayet iyi gidiyoruz sevgili terliklerim. Hadi bir basamak daha. Elbisemi sıkı sıkı tuttuğum yerde ıslaklık hissediyorum.

Daha geçen akşam: Biz o konsere gelemeyiz ya. Genç değiliz artık, bu müziği kafamız kaldırmaz. Kimin kafası? Tek bir kafamız mı var? Evet, dik ama tırmanılamaz değil. Aşağı bakmayınca gayet oluyor. Ama basamakların aralığı genişmiş, elbisem iyi ki yırtmaçlı.

Bize uymaz öyle şeyler. Biz yapamayız, çıkamayız, gelemeyiz. Biz, biz, biz. Ne zaman başladı bu? Neden durdurmadım?

Tamam, burada biraz düzensizleşiyor. Nabzım kulaklarımda atıyor. Önce sağa gitmeli, orası sağlam görünüyor, sonra da sola. Ayak parmaklarıma bakıyorum, elbiseme uysun diye sürdüğüm yeşil ojelerin rengi açılmış tozdan. Böyle çok daha neşeli bir renk olmuş. Gülüyorum. Şapkamı tutup başımı kaldırıyorum. Herkes bana bakıyor gülümseyerek, ben de gülümsüyorum. Biri “Az kaldı,” diye sesleniyor. Biraz sağa gideceğim, sonra biraz sola. Yapabilirim.

Onun sınırları benim sınırlarım değil. Onun sınırları benim sınırlarım değil. Onun sınırları… Çok az kaldı. Ayağım kayıyor, bir an nefesim kesiliyor. Tutunuyorum. Küçük bir taş parçası elimde kalıyor. Düşmeyeceğim, hem düşersem kalkarım. Derin bir nefes alıyorum. Sol elimi sağlam görünen bir taşa uzatıyorum. Evet, böyle iyi. Sonra sağ elimi bir taşa, sol elimi ötekine… İlerliyorum. Onun sınırları benim sınırlarım değil. Onun sınırları…

Şapkamın içindeki saçlarım sırılsıklam. Bir ter damlası boynumdan belime süzülüyor. Artık zirveyi görüyorum. İki taş daha. Bir el uzanıyor. Tutuyorum. Siyah saçlı kadının eli. Ellerimizin tozu birbirine karışıyor. Yukarıdayım. Sarılıyorlar, omzuma dokunuyorlar. “İyi ki geldin, manzarasına hayran kalacaksın,” diyor rehberimiz. Sonra “Bu taraftan,” diyerek öne geçiyor. İlerliyoruz. Aşağı bakmıyorum.    

Nezaket Sümer
Nezaket Sümer
İstanbul Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon Sinema Bölümü mezunuyum. Öykülerim; Öykü Gazetesi, Kibele, Edebiyatist, Mahal Edebiyat, Küçürek Öykü, Dosto gibi çeşitli dergilerde yayımlandı.

POPÜLER YAZILAR