Tüm cehaleti ağzından dökülüyor, paçalarından sızıyor.

Yine sınıftan çıkarken yakaladı beni. Yine vır vır konuşuyor. Sanki her şeyi biliyormuş gibi tavrı yok mu; kelimelerinin anlamsızlığı, ezberlenmiş beden dili, hep aynı şeylere parmak basması ama hiç dinlememesi…

Kendisinin bir boktan haberi olmayan dinozor olduğunu söylememek için yerdeki karoları sayıyordum. Ama şimdi yeni öğrendiğim metodu deniyorum. Bir çizgi film sahnesindeyim ve karşımda da bir dinozor garip sesler çıkarıyor. Gülmemek için yanaklarımı ısırıyor, yüzümü yerden kaldırmıyorum.

“Bak Mustafa, sen Atatürk ile aynı ismi taşıyorsun. Bu ülke için değerli bir ailenin oğlusun. Senin sosyal medya maskaralıklarını ne yapacağız? Bak, herkesi zor durumda bırakıyorsun. Biraz sakinleşsen, biraz derslerine odaklansan… Böyle saçma içeriklerle hem aileni hem okulunu zora sokuyorsun. Bak, seneye sınava gireceksin. Değil Ankara’da, memlekette kaç çocuğun hayalini… Aldığın eğitimin hakkı…”

Öyle ezberledim ki her kelimesini. Ne sıralama değişiyor ne kelimeler.

Sosyal medyada yoksan, bu dünyada yoksun.

Neden bu dinozorlar anlamıyor bunu?

Annem başka, babam başka… Ellerinde telefon, içerik tüketirken sorun görmüyorlar ama içerik ürettiğim için sorun oluyormuş.

Sıçtığımın dünyasını bu hâle onların jenerasyonu getirmedi sanki. Kaç neslin hasadıyız biz!

Ne eğitimmiş arkadaş! Yapay zekâ robotlarla çalışacağım. Onlardan daha mı iyi formül ezberleyeceğim sanki? Diploma ise dert, tarifesi belli. Tıpsa tıp, mühendislikse mühendislik… Nedir yani, bastır parayı bul karayı seviyesinde bir sisteme biat mı edeyim?

Konuşuyor ama akşam yemeğinde bile ekrandan çıkmıyordur eminim. Gece yatağa da telefonla giriyor, benim gibileri seyrediyor… Sadece yaptığının farkında değil, dinozorcuğum.

O kadar farkında değil ki gençleri anlama şansı yok dayının.

Kim görecek beni, nasıl hayatımı kazanacağım, ne kadar zaman bu eve tahammül edeceğim?

Yok öyle giyinme, yok öyle yürüme, yok öyle dans etme!

Kurallarınız sizin olsun. Ben kendi dünyamda nefes alıyorum. Para da kazanıyorum.

Benim yaşımda taş taşıyorlarmış… Cephede ölüyorlarmış…

“Siz kahramanlık edebiyatı dışında ne yaptınız?” diye sorunca hadsiz biz oluyoruz, öyle mi?

Onların yarattığı dünyayı, getirdiğiniz hâlin gerçekliğini yaşıyorum ben.

Beni öldürmenize izin vermeyeceğim.

İçerik serimin devamını köpek gibi merak ettiğinizden öyle eminim ki…

Seyrederken ağzınızın suyu akıyor, sonra da söyleniyorsunuz.

Yok öyle.

Öğreneceksiniz bizi ekrandan sevmeyi…

Biz sizi sevmesek de olur…

Bu yazı sana ne hissettirdi?