Sabah ayazında kaymamak için topuklarımı kaldırım taşlarına vura vura Eminönü’nden Galata’ya doğru dikkatlice yürüyorum. Dün geceki tipiden sonra İstanbul beyaz bir geline mi yoksa kefene sarılmış bir ölüye mi daha çok benziyor, karar veremiyorum. Havaya rağmen Galata Köprüsü’nün üzerine yine dizilmiş balıkçılar, başlarında rengârenk bereleri, ellerinde oltaları… Bu mevsimde istavrit bol olur. Dönüşte alsam mı bir kilo? Ali çok sever. Onu da çağırırım. Hem aramız da ısınır belki. Mısır ununa bulayıp kızartırım, çıtır çıtır, yanına da yeşil salata yaparım. Yok, boş ver, diyorum içimden, evi kokutma şimdi. Dönüşte al işte kendine bir balık ekmek, nefsin körelsin. Sanki çağırsan gelecek. Laf. Bulur bir bahane, bekletir seni, sonra soğur balıklar, tadı kaçar, yemeğin boğazına dizilir. Ne gereği var şimdi tüm bunların?

“Önüne bak!” diye bağırıyor, sakallarının beyazıyla göğsünün kılları birbirine karışmış bir balıkçı. “Kovayı devireceksin kızım. Âşık mısın?”

“Pardon,” deyip geçiyorum yanından hızlıca. İçime ateş basıyor. Yanaklarım alev alev yanıyor. Zihnimdeki düşünce kalabalığını savuşturmak için öyle hızlı yürüyorum ki bir an nefes nefese kalıyorum.

Soluklanmak için durup iki simit alıyorum, biri bana, diğeri adı lazım değile. Arayıp çağırsam uğrar mı acaba? “Sabahın köründe rüyanda mı gördün beni,” gibi lüzumsuz bir espri yapar şimdi hiç gereği yok. Mesaj mı atsam? Ya görmezlikten gelirse? Mavi tikini de kaldırmış. Öyle demişti son görüştüğümüzde. Oysa eskiden her sabah “Günaydın,” yazar, sonuna gülen yüz koyardı, onu da bırakalı çok oldu ya, neyse söyletmeyin şimdi beni. İstiklal’de bir aşağı bir yukarı POS cihazı satacağım diye taban patlatırken, bir çayımı içmeden geçmezdi dükkânın önünden. Merkeze terfi olduktan sonra esamemiz okunmaz oldu tabii.

Boş ver kızım, diyorum. At martılara, yesinler. Onların da göz hakkı var ne de olsa. Havaya fırlattığım birkaç parça simidi suya düşmeden yakalayıveriyor martılar. Çığlıklarına sağ kulağıma taktığım kulaklıktan yükselen Teoman eşlik ediyor. Sol eşi onda kalmıştı. Sol yanım da.

Dön sarıl ona…

Topuğum Arnavut kaldırımlarının arasına takılıyor. Bu havada ne diye giydiysem bunları? Belki bir işi düşer de uğrar bugün bir ara. Olur ya. İçimden söylene söylene Galata’ya tırmanıyorum. Kaç topuk eskittim bu kaldırımlarda. O da severdi bu sokakları. Her köşesinde bir anımız var. Tek hatırlayan ben miyim? O da beni düşünüyor mudur? Köşedeki çiçekçi kız yok bugün, üşenmeden az pazarlık etmişti bir gül için. Kurutup saklamıştım, hâlâ günlüğümün arasında. Yağmura yakalanmıştık sinema çıkışı. Hediyelik eşya dükkânı fena kazıklamıştı bizi. İki şemsiye fiyatına bir tanesini kakalamıştı. Her geçtiğimizde hatırlatırdı. Hiç unutmadı onu. Keşke başka şeyleri de hatırlasaydı. Bir ağırlık çöküyor göğsüme, nefesimi kesiyor. Yokuşu çok hızlı tırmandım. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyor. Neyse ki geçiyor az sonra. Her şey geçiyor.

Sokaklar hâlâ sessiz. Turistler daha uyanmamış. Bu mevsimde zaten çok olmazlar. Bir ben ayaktayım, bir de balıkçılarla simitçiler. Kaldırımlar kafa tatilinde. Dükkâna varır varmaz kepenklerini kaldırıp gazete balyasını içeri alıp doğalgazı açıyorum. Şimdi bir çay demler, haberlere göz gezdiririm. Bu saatte gelen de olmaz. Şöyle ayağımı uzatıp otururum derken kapının üzerindeki çan çınlıyor. Kargocu kargalar bokunu yemeden peydah olmuş meğer. İmzalayıp zarfı elime alıyorum. Paketten beyaz desenli bir zarf düşüyor yere. Üzerinde dükkânın adı yazılı, bir de kartvizit iliştirilmiş. Zarfı açıyorum. Altın yaldızlı harflerle:

Ali & Meral

Hayatımızın bu en anlamlı gününde, düğün törenimizde sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız.

Tekrar tekrar okuyorum. Yok bu kadarını da yapmaz, yapamaz. Sendeliyorum bir an. Kitap raflarına tutunup olduğum yere çökerken birkaç tanesi düşüyor. Toplarım sonra. Şimdi yerimden kalkacak takatim yok. Eski bir müşterisi kadar hatırım kalmış demek ki. Benimse sol yanım hâlâ onda.

Az sonra kucağımı kitaplarla dolduruyorum. Açıp göz gezdiriyorum içlerine. Bir damla yaş süzülüp yanağımdan açtığım sayfaya düşüyor.

TAŞ

Ben çakıl taşıyım küçük

Ben kaldırım taşıyım yorgun

Ben sabır taşıyım pare pare

Ümit Yaşar Oğuzcan

Bu yazı sana ne hissettirdi?