Nihal’in karnı açtı. Restoranda müşterilerle ilgilenirken midesini tuttu. Müşteri yoğunluğundan yemek yemeye zaman bulamadı. Sabretti. Garsonların getirdiği yemeklere bakıp kokusunu içine çekti. Utanmasa tabaktakileri yiyecekti.  Zaman geçtikçe lokanta kalabalıklaşmaya başladı. Garsonlar siparişleri yetiştirmek için koşturdu. Nihal hem sevindi hem de yemek yiyememenin özlemini çekti. Oturduğu kasadan ayrılıp lokantayı gezmeyi düşündü. Böylece açlığını unutmak istedi.

Restorana her geldiğinde ceketini vestiyere asardı. Yeri hep aynıydı. Soldan ikinci askı… Müdürü onu oraya asmamasını defalarca söylemesine rağmen dinlemiyordu. Müdürü aksi, ters, çalışanlarını hep ezen, aşağılayan, iğrenç bir adamdı.  Bu duruma katlanamıyordu. İşten çıkmak aklında hep vardı. Vestiyerin müşterilere ait olduğunu, personelin kıyafetlerinin asmasının yasak olduğunu, personel odasından başka hiçbir yerde kıyafet görmeyeceğini herkese bildirmişti. O da “Ben de insanım, benim de asmaya hakkım var,” diyerek karşı çıkıyordu. Müdürü kaldırıyor, o yeniden aynı yerine asıyordu. Her gün bu tantana devam ediyordu. Mola saatlerinde vestiyere uğrayıp ceketinin orda olup olmadığını kontrol ederdi. Üstündeki tozları siler, ketçap lekesine dokunur, gülümserdi. Beş dakikalığına da olsa üzerine giyer, sonra tekrar yerine asardı. Restoran, çok popüler, her gün hıncahınç dolan, randevusuz gidilemeyen bir yerdi. Vestiyer de giysilere asacak yer bulunamazdı. Bazen vestiyer önü tuvalet kuyruğu gibi olur; paltolar, montlar, ceketler birbirine karışır, vestiyer kavgaları akşam haberlerine çıkardı. Basının ikinci evi gibiydi. Bir akşam yine her zamanki gibi kavga çıktı. Basın restoran önünden yayın yaptı.

“SAYIN SEYİRCİLER BİR KEZ DAHA X RESTORANININ VESTİYERİNİN ÖNÜNDEYİZ. CEKET KAVGASI SEBEBİYLE MÜŞTERİLER ARASINDA YAŞANAN KAVGADA 3 KİŞİ AĞIR YARALI OLARAK HASTANEYE KALDIRILDI. GELİŞMELER OLDUKÇA YENİDEN BAĞLANACAĞIZ. AYŞE SÖZ SEN DE.”

Nilay gece vardiyası bitince vestiyere gitti. Kot ceketi yerinde yoktu. Bir önceki günkü vardiyasında unuttuğunu düşündü. Aynı yerinde asılı olmalıydı. Müdürünün kaldırmış olabileceğini düşündü. O gün müdürün restoranda olmadığı, izinli olduğu aklına geldi. Restoranda her yeri aradı. Tüm personelin çantasına baktı. Personel arkadaşlarına sordu.

“Bana bakın, ceketimi kim aldıysa hemen versin. Hoşlanmam böyle şakalardan.”

“Ne diyor bu ya! Ne ceketi kızım? Senin ceketin yok ki.”

“Kot ceketim yok mu her gün geldiğim?”

“Nihal iyi misin? Sen ceket giymezsin ki.”

“Kafayı mı yedim ben?”

“Evet. Yemişsin. Arkadaşlar ambulans çağırın.”

“Ambulans lazım sana. Çok yemekten beynin sulanmış.”

Arkadaşlarını inandıramayan Nihal, vestiyer görevlisi Ahmet’in yanına gitti.

“Ahmet dün benim ceket burada asılıydı. Gördün mü?”

“Görmedim Nihal.”

“Nasıl olur? Sen dün vestiyerde değil miydin?”

“Evet. Öyle kot ceket falan yoktu. Başka ceket olmasın?”

“Ya of! Senin de beynin sulanmış anlaşıldı. Gerzekler.”

“Taş olun hepiniz!”

“Kesin müdürün işidir. Bıktım artık bu adamdan ya. İnşallah bir gün taş olur, şerefsiz,” diyerek restorandan çıkıp otobüs durağına geldi. Duraktan inerken bir kızın üzerinde ceketini gördü. Hızlı adımlarla kızın peşinden koştu. Kızı sert bir hamleyle kendine çekti. Yakasına yapıştı. Kız Nihal’den kurtulmak için çetin bir mücadeleye girişti.

“Ne yapıyorsunuz! Kimsiniz?”

“Utanmıyorsunuz değil mi?”

“Ne utanması! Ne diyorsunuz siz hanımefendi!”

“Üstünüzdeki ceket bana ait. Dün restorandan çaldınız değil mi?”

“Nereden sizin oluyor ya! Bunu ben daha yeni aldım.”

“Üstünde ketçap lekesi var. Benim işte.”

“Ya bir yürü git! Manyak mısın nesin?”

“Peki o leke ne?”

“Hamburger yerken ağzımdan döküldü.”

“Yalan söylüyorsun.”

“Allah allah! Çattık ya akşam akşam. Bela mısın kardeşim?”

“Sizi hırsızlıktan şikâyet edeceğim.”

“Git nereye ediyorsan et.”

“Görürsün!”

Giderken arkasından bağırdı.

“İnşallah taş olursun!”

Nihal eve giderken apartman kapısından çıkan bir adamın cep telefonundan ceketle ilgili bir haber duydu. Birkaç saniye bekledi. Haberi dinledi. Adamın yanına sokuldu. Nefes nefeseydi. Kalbi yerinden fırlayıp, yerdeki taşlara çarparak yuvarlanıp yola çıkacaktı.

“Beyefendi bir dakika telefonunuzu alabilir miyim?”

Bir hışımla adamın elinden telefonu aldı. Gözleri faltaşı gibi açıldı.

“Ne oluyor ya! Telefonumu versene hanımefendi!”

“Bir sus be! Bir sus be!”

X RESTORANINDAKİ KAVGADA YARALANAN B.Y’NİN ÜZERİNDEN ÇIKAN KİMLİĞİ BELİRSİZ KOT CEKET SAHİBİNİ ARIYOR.

“Bu benim ceket. Olamaz ya. Kahretsin!” Koşa koşa hastaneye gitti.

Bu yazı sana ne hissettirdi?