Perşembe, Nisan 23, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Aşk  

Evin duvarları çatlamış bedenime balyoz gibi vuruyordu. Evde bulunmak istemiyordum. Kafam çok karışıktı. Pencereden dışarıya baktım. Kar tüm güzelliğiyle yağıyordu ama içim çirkin gökdelenler arasında kaybolmuştu. Evin içinde amaçsızca yürüdüm. Akşam eskimiş montumu alıp motosikletimle hava almaya çıktım. Yol kenarında ağaçlar, yapraklar, tarlalar selam verdi. Pijamayla çıktığımı hiç fark etmeden sürdüm. İnce spor ayakkabım ayaklarımın damarlarını titretti. Beyaz, buzlanmış ellerimle motosikletin dengesini zor sağladım. Zaman ilerliyordu. Yanımdan geçen arabaların farları gözlerimi alıyordu. Garson kızı görmek, onunla bir şeyler yemek için her zaman gittiğim kafeye gitmeye karar verdim. Her geldiğimde benimle ilgilenen garson kız yanıma geldi, her zamanki içten gülümsemesiyle karşıladı. O gülümseme içimdeki kışı yaza çevirdi. Garson kızın güzelliği, sevimliliği, bakışları, bütün yorgunluğumu aldı. “Bu havada bu haliniz?” “Ha, üstüm mü? Farkında değilim, öylece çıkmışım…” “Çay getireyim, içiniz ısınır. Benden.”  “Teşekkür ederim.” Çay içimi orman yangını gibi yaktı. Burnum soğuktan renk değiştirip kırmızıya döndü. Saçımdaki damlalar çaya döküldü. Ellerimin soğukluğundan bardağı tutamadım. Masalarda herkes derin sohbet içindeydi. O sohbetlerin getirdiği kahkahalar kafenin ızgaralarını çınlattı. Ben ise yalnız, mutsuz, uykusuzdum. Kapanma saatinde kovulmadan kafeden ayrıldım. Kafeden ayrılırken kıza el salladım. O da güzel ses tonuyla “Her zaman gel ama daha iyi gel,” diyerek uğurladı. “Nereye gidecektim? Sıkıcı, soğuk, sarı duvarlı, kulak çınlamalarımdan başka ses duymadığım sevimsiz evime mi?” “Neşeye, mutluluğa bir yol olmalıydı. Öyle bir yol var mıydı?”

 İçimi kemiren bu düşüncelerle motosikletime bindim. Motosiklet nereye götürürse gaza bastım. Kar nedeniyle önümü göremiyordum. Bazı araçlar camlarını açmış deli muamelesi yapıp, laf attı. Öyle ya, pijamasıyla karlı havada motosikletle dışarıda gezene deli derlerdi. Hiçbirini umursamadan, benzin bitene kadar sürdüm. Yollar kayganlaşmaya başlamıştı. Hızımı yavaşlattım. Kar hızını arttırdıkça araçlar da azalmıştı. Yolda sadece ben kalmıştım. “Ne yapıyordum ben? Dışarda ne işim vardı? Pis pis sırıtıp kafalarını camlarından çıkaran adamlar haklı mıydı? Peki benzinim biter de yolda kalırsam? Ya dönemezsem eve? Kime giderdim? Ne yapardım? Yoksa kafeye geri dönüp kızın sıcak kollarına mı atlamalıydım? Bilmiyorum…”

Motoru durdurdum. Gece, kar, motor sesi ve ben baş başa kalmıştık. Öksürmeye başladım. Hastalanma işaretleri başlamıştı. Titreye titreye, oflayarak puflayarak yeniden motoruma bindim. Saate baktım. Geceyi çoktan geçmişti. Lanet olsun, diyerek hiç istemesem de eve gitmeye karar verdim. Çaresizdim. O nemlenmiş, tavandaki boyaları dökülmeye başlamış sarı duvarların bakışlarını görmek istemiyordum. Motorun gazına körükledim. Yüksek ses ve egzoz dumanı birbirine karıştı. Tenha yolda, zifiri karanlıkta gözbebeklerimin içi kar dola dola gittim. Kafenin önünde durdum. Işıkları kapanmıştı. Yetişememenin yarattığı kızgınlıkla kalbim çarpmaya başladı. Daha yolum uzundu. “Eve sağlam gidebilecek miydim yoksa bir aracın altında mı kalacaktım?”

On metre ötede kırmızı küçük bir kulübe gördüm. Yaklaştıkça telefon kulübesi olduğunu anladım. Eski püsküydü. Kapısı sevgililerin isimleriyle kazınmış, hırpalanmıştı. İçine girdim. Telefon yoktu. Titriyordum. Vücudumun her bir yerinden damlalar zemindeki karıncaları yıkıyordu. Üşümekten kendime sarıldım. Camları buğulanmıştı. “AŞK” yazılmıştı. Ayakkabı izi vardı. Kadın kokusu kulübenin her yerini sarmıştı. Kokuyu içime çektim. Hayatımda kokladığım en zarif, en güzel ve de en insani kokuydu. Bir ömür orada kalmak istedim.  Köşelerinde örümcekler ağ yapmıştı. “Garson kız buradaydı, beni bekledi,” diye düşündüm. Soğuk havanın sertliğine, karların yağmasına aldırmadan dans ettim. Evime yakın oturuyordu. Belki yetişirim diyerek hızlıca kulübenin kapısını kapatıp evime doğru gittim. Motoru yere atıp etrafa baktım, her yerde aradım. Bulamadım. Kaldırımda çömeldim. Şişmiş, yorgun dizlerimde soğukluk hissettim. Pijamamın içinde okyanuslar gibi yüzüyordum. Sabah olmuştu. Yanımda insanlar telaşlı bir şeyler söylüyordu. Duymuyordum. Ölmüştüm.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Eray Topaloğlu
Eray Topaloğlu
İşletme mezunu. İstanbul'da ikamet ediyor. Çeşitli sinema atölyelerinde sinema dersleri aldı. Tiyatro eğitimi var. Kısa filmlerde oynadı. Yazdığı senaryoları var . Okumaya, senaryo yazarlığına, sinemaya, gezmeye, fotoğraf çekmeye, yüzmeye ,su sporlarına meraklıdır ve ilgilidir. İyi bir sinefildir. Film okumalarını sever. Neyya Edebiyat Öykü Atölyesinde, 12 haftalık Yaratıcı Yazarlık eğitimini tamamladı. Pazartesi14 isimli dijital dergide öyküsü yayınlandı.

POPÜLER YAZILAR