Mahallede bir koşturma vardı. Esnaf meydanda toplanmış, hararetli bir konuşma içerisindeydi. Yoldan geçen birine sordum. “Ne oluyor? Nedir bu telaş?” “ Siz yenisiniz sanırım. Şu afişe baksanıza. Haftaya maç var. Maç olduğu zaman toplanırlar her şeyi unuturlar”. Adamın gösterdiği yere baktım. İki bina arasında çamaşır ipleriyle asılmış bir pankart asılıydı. İYİLİKSPORUMUZ HAFTAYA MAHALLEMİZİN HALI SAHASINDA KÖTÜLÜKSPOR İLE OYNAYACAK. HERKESİ BEKLİYORUZ. Mahalleler arası maçtır diye düşündüm. Ama bu kadar önemli ne olabilirdi? Kafamda bin bir soruyla yeni taşındığım o eski eve giderken köşedeki bakkalın yanına açılan küçük bir stant gördüm. İçinde mahallenin yerel gazetesi vardı. Gazetede de maç büyük puntolarla birinci sayfada yazılıydı. Merak ettim. Aldım, okudum. Mahallenin yıllardır yenemediği KÖTÜLÜKSPOR’a karşı, takımları İYİLİKSPOR için her türlü fedakârlıkların yapılması, birlik beraberlik ve dayanışma içinde olunması isteniyordu.
Elimde gazeteyle eve geldim. Apartman önünde de hazırlıklar başlamıştı. Adını daha öğrenmediğim üst komşum ısınma hareketleri yapıyordu. Karısı da yanında moral veriyordu. Balkona çıkan diğer komşular da tezahüratlarla komşumu destekliyordu. Taşınırken “Nasıl bir mahalleye gideceğim, kimlerle komşu olacağım?” diye düşünmüştüm ama gördüklerim karşısında hem şaşkın hem de mutluydum. Birlik, beraberlik, dayanışma vardı her yerde. Komşum, apartmanın zor açılan kapısından içeri girerken beni ve elimdeki gazeteyi gördü. “Merhaba, apartmanda yenisiniz sanırım.” “Evet yeni taşındım.” “Hoş geldiniz.” “Hoş buldum.” “Şaşkın ve tedirgin görünüyorsunuz.” “Evet daha önce hiç görmediğim manzaralar görüyorum.” “Mahalle maçı var. Kötüleri sahaya gömeceğiz bu sefer.” “Kötüler derken?” “Sen bilmiyorsun, anlatayım. Mahallemizde hırsızlara, yalancılara, sahtekârlara, dolandırıcılara, kibirli insanlara karşı yani kötülere karşı bir takım kurduk. Çünkü mahallemizdekilerin kanını emen, haraca bağlayan, kadınlarını döven, vicdansız, egolu insanlar var. Mahallemizde yaşadıkları için utanıyoruz ama onlar utanmıyorlar. Her türlü pis iş, ahlaksızlık var bunlarda. Çok maç yaptık ama alavere dalavereyle, hileyle maçlar aldılar. Hakemleri bile parayla, hediyeyle satın alırlar. Bunlardan kurtulmak için çok çabaladık hala da çabalıyoruz polisler bile bir şey yapamıyor. Artık yaka silkmekten bıktık. Takımızın ismini İYİLİKSPOR koyduk. Çünkü hepimiz iyi insanlarız. Esnafı, bakkalı, manavı, kasabı, terzisi ve öğrencileriyle kurduğumuz bir takım. SEVGİ, DÜRÜST, MERHAMET, MASUM, GÜLENYÜZ, SAFTİRİK, VİCDAN, GÜVEN, DOĞRUCU DAVUT isimlerini verdik. Karşı tarafa da KİBİR, EGO, YALAN, UTANÇ, HIRSIZ, SAHTEKÂR, DOLANDIRICI, TEKME-YUMRUK, ŞİDDET, HARAÇÇI isimlerini verdik. Takıma da KÖTÜLÜKSPOR adını koyduk. Eee herkes yaptıklarıyla bilinir değil mi?” “İyi yapmışsınız. Tam kendilerine yakışmış isimler olmuş. Peki, maç nereden çıktı?” “Onlardan biri bir gün bizim sokakta top oynadığımızı görmüş, haraç toplamaya gelirken siz top oynamayı biliyor musunuz?” dedi. “Biz de gördüğün gibi.” “İyi o zaman sizle bir maç yapalım da sizi parçalayalım. Ezik fukaralar sizi.” “Yapalım dedik biz de.” “O gün bugündür maç yapıyoruz. Bu hazırlığımız bundan.” “Anladım. İsminiz nedir?” “Davut.” “Doğrucu Davut siz misiniz yoksa?” “Evet, benim.” “Memnun oldum.” “Ben de oldum.” “Bu arada, ben kasabım; şu ilerideki çeşmenin köşesindeki kasap var ya, görmüşsündür; işte orası, et lazım olursa yardımcı olurum.” “Senin adın neydi, delikanlı?” “Engin ben.” “Sen de katıl takıma. Gençliğinle güç verirsin bize.” “Tabii ki seve seve. Kolay gelsin size.” “Sağ ol delikanlı.”
Eve girdim. Gazeteyi televizyonun üstüne koydum. Kanepeye oturdum. Pencereyi açtım. Kadınlı erkekli herkes hâlâ çalışıyordu. Davut ağabeyin karısı kocasına bacak masajı yapıyor, onun heyecanını yaşıyordu. Davut ağabeyin söylediklerini anımsadım. Maç kazanma istekleri, kötülüklere karşı savaşma azimleri, bir aile gibi tek vücut olmaları beni çok etkiledi. Karar verdim. Ben de onlarla olmalıydım. Onların bu mücadelesinde onları yalnız bırakmamalıydım. Hemen harekete geçip yatak odasında eşofmanlarımı çıkarıp giydim. Aşağı indim. “Davut abi, bana da yer varsa oynamak isterim,” dedim. “Seviniriz kardeşim. Yer buluruz.” “Süper olur abi. Bir haklarından gelelim şunların. Görsünler bakalım top nasıl oynanıyor.” Davut ağabeyle beraber sokaklarda koştuk. Maçın oynanacağı halı sahada antrenman yaptık. Davut ağabey ellili yaşlarda olmasına rağmen fit vücutlu, güçlü fizikli, iyi top oynayan bir kişiydi. Yolda birlikteyken herkesin selamını alır, herkese selam verirdi. Herkes tarafından tanınır, sevilirdi. Mahallenin iyilerinin lideri gibiydi. Ben de sevdim. İlk tanışırkenki sıcaklığı hâlâ üstümdeydi. Genellikle defansta oynadığını söyledi. “Top geçer, adam geçmez denir; aynı o oyunculardanım, Engincim.” Ben de fena değildim. Lisede, üniversite takımlarında oynadım, kaptanlık yaptım. Uzun süre top oynamamıştım. Dizimde sakatlığım vardı. Kötülere karşı mücadelede ne olursa olsundu. Bu esnada ne dizim, ne işim, ne dertlerim, ne dünya hâli umurumda değildi. Sadece kazanmaya odaklıydım. Halı sahadaki küçük bir antrenmandan sonra Davut ağabeyle beraber mahallenin kahvesine geldik. Oyuncular oradaydı. Çaylar içtik. Oyuncularla tanıştım. Biraz keyifsizdiler. Canları sıkkındı. Sevgî, Kötülükspor kaptanı Kibir’in birini dolandırdığını söyledi. Ambulans sirenleriyle hızlıca önümüzden geçti. GÜLENYÜZ’ÜN yüzü üzgün yüze dönüştü. ŞİDDET’İN, karısını öldürmüş olabileceğinden, çok manyak bir adam olduğundan bahsetti. YALAN ise bakkala olan borcunu ödeyeceğim deyip ödememişti. Onların bu üzgün hallerini görünce daha da hırslandım. “Merak etmeyin abiler yeneceğiz onları,” dedim.
Bana inanmadılar. Bazıları kahveden ayrıldı. Bu esnada MERHAMET geldi. Cenaze nedeniyle maçta oynayamayacağını söyledi. “Başın sağ olsun, ağabey. Senin için de oynarız, merak etme sen. “Davut abi, kardeşim sen oynar mısın?” “Tabii abim, bunun için burada değil miyim zaten?” “11 numaralı MERHAMET forması senin. Harika.” “O halde maç günü görüşürüz.” “Görüşürüz, abim.”
Maç günü geldi. Halı sahanın her tarafı kalabalıktı. Kadınlar, çocuklar, anne babalar destek için gelmişti. KÖTÜLÜKSPOR’UN yalakaları, kodamanları, ihalecileri de az da olsa halı sahanın ufak bir yerinde yerini almıştı. İYİLİKSPOR olarak sahaya çıktığımızda, alkışlar tüm mahallenin binalarını titretiyordu. Büyük bir sevgi seli sahanın yerlerini ıslatıyor, caddeleri sokakları taşıyor, arabalar sular altında kalıyor. Sahaya çıktık. Çıkarken attığımız her adım onurun, gururun, alın teriyle kazanılan helal paranın adımıydı. KÖTÜLÜKSPOR da gecikmeli olarak 10 dakika geç çıkmıştı . Yuhlamalar, küfürler iyilerin boğazlarından sertçe çıkıyor, sahanın zeminini geriyordu. Sadece kendi yalakaları alkışlıyordu.
Hakem maçı başlattı. Maçın hâkimiyetini elimize aldık. İlk yarının bitmesine 2 dakika kala KÖTÜLÜKSPOR bizim takımdan GÜLENYÜZ’E sert girip sakatladı,, hakem görmezden gelerek devam dedi ve kötüler golü attı. Oyuncular karaktersizliklerini göstererek bizim taraftarlarımızı tahrik edici hareketler yaptılar. Biz maçımıza devam ettik. İkinci yarı beraberlik golünü VİCDAN attı. Harika oynuyorduk. Dizimdeki sakatlığa rağmen sahada attığım her adımla acıyı unutup mahallelinin umudunu dizimde hissettim. Son dakikada kafayla attığım golle maçı 2-1 kazandık. Herkes üstüme çullandı. Omuzlara alındım. Gözleri yıkayan o gözyaşları bana da bulaştı. Taraftarlar sevinçten çılgına döndüler. Attığımız adımlar yerini bulmuştu. İyilik, kötülüğü yenmişti. Kötüler ise küfürler söyledi. Her türlü çirkefliği yapmaya devam etti. Yandaşları sopalarla tabancalarla üstümüze saldırmaya başladı. Kaptanları KİBİR itiraz etti. Benim faul yaparak gol attığımı iddia ederek maçın yeniden oynanmasını istedi. SAHTEKÂR, hakemin kafasına silah çekti. Hakemse korkusundan maçın yeniden oynanacağını söyledi. İYİLİKSPOR olarak dik durduk. Çıktık, yeniden oynadık. Bir daha kazandık. Golü gene ben attım. Attıkları adımlarla boğuldukça boğuldular.
Maçtan sonra kahvehanede kutlama yaptık. Danslar, yemeler içmeler… Herkesten gelen teşekkürler… Hayatımın en mutlu günlerinden birini yaşadım. Bir mahalle, ezilen ama yürekli insanlar sevinçliydi. Daha ne isterdim? Eve gittim. Kapım çalındı. Mahallenin fotoğrafçısıydı. Fotolara baktım. Tüm takımı ve mahalleliyi omuz omuza gördüm. Gülümsedim. Fotoları yatağımın başucundaki tozlanmış sehpaya koydum. Tozlar uçtu gitti. Işığı kapattım. Huzurla uyudum.



