“Bil ki yaşadıklarınla değil, yaşattıklarınla anılırsın. Ve unutma: ne yaşattıysan elbet bir gün onu yaşarsın.”
Tolstoy
Bazıları gezer durur, anlatır. Bazıları içlerindeki acıları ve sevinçleri içlerine atarlar. Hangisi doğru acaba? İnsan acısını da sevincini de paylaştığında kendini daha iyi hissetmez mi?
Bunlar insanın kendi seçenekleri! Üzülerek söylüyorum ki ne ektiysem onu biçemedim!
“Canım çok şey anlatmak istiyor ama
Yorgunum!
Beynim yorgun, bedenim yorgun.
Bunca şeyi affeden kalbim bile,
Yorgun artık.
Heveslerim yorgun, iyimserliğim yorgun.
Konuşarak anlaşmaya olan inancım bile,
Yorgun artık.
Çok yorgunum.”
Ne kadar yerinde söylemiş Sabahattin Ali.
Hayal Kırıklıkları
Kalbinizde ne kadar güzellik varsa,
Dışa o güzellikler yavaş yavaş sızar.
O güzellikleri yansıtın çevrenize.
Parlak bir ışık gibi…
Gönlün sevgiyle doluysa eğer,
Dilin de güzelleşir,
Dünyan ise aydınlanır.
Pırıl pırıl olur.
Hayatın daha da güzelleşir.
Güzel bir pencere açılır hayatına.
İnsan kendi iç bahçesini güzelleştirdiğinde,
İçinde renkli çiçekler açar.
İç bahçeni güzelliklerle donatırken,
Etrafa yayılan,
O mis gibi korkuları içine çek.
Derin nefes al,
Yavaş yavaş.
Yaşam da zamanla bir bahara dönüşür.
Kendi pencerenden dünyaya bakarsın.
Masmavi gökyüzü,
Yemyeşil çimler,
Rengârenk çiçekleri görürsün.
“Ne ekersen onu biçersin,” dediler.
İnandım!
Ektiğimle,
Biçtiğim,
Bir türlü tutmadı,
Hayal kırıklığına uğradım!
Dalında bırakılanla,
Yere düşen,
Aynı mı olur?
Dalında bırakılan,
Güzelleşir,
Tatlanır,
Yere düşen ise
Kurtlanır,
Eriyip gider.
Yıllar geçtikçe,
Beklentiler azalır.
Beklenti olmayınca da
Hayal kırıklıkları olmaz.
Azalan beklentiler yok olur,
Hayat kırıklıkları da kaybolur.
Hep vere vere yaşadım,
Gülücükler dağıttım,
Bir an bile mutluluk maskemi çıkarmadım.
Dinlemeyi sevdim,
Empati kurdum.
Tatlı sohbetler ettim.
Bir gün de
“Beni dinleyin,” diye haykırdım!
Bir gün de
“Beni dinleyin,” diye yalvardım!
Dinleyen olmadı,
Benimle gülen olmadı,
Acılarım paylaşılmadı!
Kalbim paramparça oldu.

