O güzel bayramlar…. ve o tatlı hasret.
Küçücük çocukların neşesi,
Gözlerindeki o pırıl pırıl heyecan,
Yüzlerinden eksilmeyen gülümseme…
Unutulmaz o anılar,
Gerçekten de unutulmaz.
Güneşli ama baharın serinliğini iliklerimde hissettiğim o 23 Nisan sabahları… Erkenden uyanır, özenle dikilmiş o şahane kostümlerimizi giymek için sabırsızlanırdık. Nerede şimdi, o güzel günler? Teknolojinin henüz hayatımıza girmediği yıllardı o yıllar. Ütülerin saç düzleştirme aleti yerine kullanıldığı o masum zamanlar…
Nereye gitti, o günler? Heyecanla erkenden uyanır, mutlulukla okula koşardık. Günlerce prova ettiğimiz dansları, gururla bizleri izlemeye gelen ailemize, dostlarımıza sunardık. Tüm okul yılı boyunca canla başla çalışır, bıkmadan usanmadan provalar yapar, o güzel 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarına onurla katılırdık.
Şimdi bakıyorum da… Ne kadar da değişmiş her şey…
Yıllar sonra gurbet ellerde çocuklarımın 23 Nisan kutlamalarını izlediğimde, o eski heyecanı hiç bulamadım. Konseptler farklıydı bir kere. Eğer 23 Nisan hafta sonuna denk gelmezse, başka bir tarihte kutlanıyordu. Yabancı okullarda ise bu bayram zaten kutlanmadığı için, aynı coşku hiçbir zaman yaşanmıyordu.
Yıllar sonra geriye dönüp baktığımda; kültürümüzü, gelenek ve göreneklerimizi ne kadar da ihmal ettiğimizi üzülerek fark ediyorum. İnsan bazı şeylerin değerini, ancak onlar geride kaldığında anlayabiliyor. Şimdi düşündükçe, ne kadar büyük bir kayıpmış, diyorum kendi kendime.
Zamanı durdurup geçmişe dönmek mümkün mü? Yapılan yanlışları düzeltmenin bir yolu var mı? Nerede o 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlamaları, nerede?
Hatıralarım neredeyse aynı… Şehirler farklı, iklim biraz daha ılık… Ama onun dışında her şey aynıydı: aynı hazırlıklar, aynı heyecan…
Gerçekten aynı heyecan mıydı? Bilemedim…
Bu yıl 23 Nisan kutlamalarını Kıbrıs’ta izleme fırsatım oldu. Ne kadar güzel bir tören hazırlanmıştı. Solda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağı, ortada Mustafa Kemal Atatürk’ün panosu, sağda ise Türkiye Cumhuriyeti bayrağı…Çevreme baktım ve konuşmaları sessizce dinlemeye başladım. Etrafımda Türkçe konuşan pek çok insan vardı. Farklı şiveler, farklı aksanlar…Bir an durup kendi kendime sordum; “Ben neredeyim?”
O güzel çocuklar… 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını özel bir okulda; Kıbrıslı Türk, Türkiyeli, Rus, Türkmen, Filipinli ve daha nereli olduklarını tam anlayamadığım çocuklarla birlikte; el ele, büyük bir coşkuyla kutluyorlardı. Bir an içimi derin bir hüzün kapladı. Gereksiz savaşlar yüzünden hayatını kaybeden, sakat kalan o suçsuz çocukları düşündüm.
“İnsanın kaderi doğduğu ülkededir,” derler ya…
Anne, baba ve aile sevgisi orada, gözlerimin önünde tüm berraklığıyla duruyordu. Ya o çocuklar, anasız babasız kalanlar?
Kimi çocuklar şanslı doğar kimileri ise şanssız…Peki şans dediğimiz şey nedir ki? Şans; çoğu zaman, istediğimiz ya da olumlu sonuçların tesadüfen ve önceden planlanmadan gerçekleşmesi olarak tanımlanır. Bizler, kontrolümüz dışında gelişen olayların kader ya da rastlantı sonucu iyi ya da kötü bir şekilde karşımıza çıkmasına şans deriz.
Kimileri şanslı doğar, kimileri şanssız… Ama o gün gördüğüm şey bambaşkaydı. Öğretmenlerin çocuklara duyduğu sevgi ve çocukların birbirlerine gösterdiği o saf dostluk gözlerimin önündeydi. Ne kadar güzel bir manzaraydı… Çocuklar el ele, neşeyle – renk, din ve dil ayrımı olmadan.



