Salı, Ağustos 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

İmgeler

“Yarın, karanlığın içinden doğan ışığın adıdır; yeter ki gözlerini kapatma.”

Ah, yapmak isteyip de hep ertelediklerimiz…

Nasıl da bekleriz hayalini kurduğumuz günlerin gelmesini. İçimizde büyüttüğümüz arzular, koskoca dünyaya bile sığmaz. Yapacaklarımızı bir listeye yazarız. Her tamamlanan işin üzerine ince bir çizgi çeker, derin bir nefes alırız.

“Oh be… Bunu da bitirdim.”

Ama liste hiçbir zaman kısalmaz.

Çünkü üzerini çizdiklerimizden daha hızlı çoğalır; yeni hayaller, yeni sorumluluklar, yeni ertelemeler. Ve bir gün fark ederiz ki hayat, yetişmeye çalıştığımız uzun bir kovalamacaya dönüşmüş. Yapmak isteyip de yapamadıklarımız, söylemek isteyip de sustuklarımız, yaşayamadığımız sevinçler bir bir dizilir gözlerimizin önüne.

Keşkeler çoğalır. Askıya aldığımız her hayal için önce kendimize kızarız. Sonra bir mazeret buluruz. Suçlu kim? Hayat mı? Zaman mı? Yoksa cesaret edemeyen biz mi?

“Saklama o güzel elbiseni, özel bir günde giyersin,” derler. Peki ya o özel gün hiç gelmezse? Belki de özel olan gün, bugündür. Belki de hayat, bize sadece bugünü emanet etmiştir. Erteleme!

Yapmak istediklerini yarına bırakma. Çünkü yarın, bazen hiç gelmez. İnsan ne geçmişte yaşayabilir ne de gelecekte. Geçmiş yaşandı, bitti. Ne kadar özlersen özle, aynı güne bir daha dönemezsin. Gelecek ise henüz yazılmamış tatlı bir hikâyedir. Planlar yapılır. Hayat onları değiştirir. Yollar uzar, engeller çıkar, umutlar sınanır. Ama geçmiş, bütün acılarıyla geleceğe tutulan bir fener olur.

Bu yüzden… Anı yaşa. Bütün kalbinle. Bütün benliğinle. Geçmiş için değil… Gelecek için de değil… Tam bu an için.

Hayal kur. Plan yap. Ama en önemlisi, yaşamak istediğin hayatı yaşamayı erteleme. Çünkü yarın, gözlerinin önünde bir kara sis gibi dağılıp kaybolabilir.

Zalihe, bütün bunları düşünürken dolabının kapağını açtı. Askıda duran elbise hâlâ oradaydı. Altı yıldır… Hiç giyilmemişti. Kırmızı şarap renginde, zarif bir elbise…

Parmak uçlarıyla kumaşına dokundu. “Neden?” diye fısıldadı kendi kendine. “Neden hiç giyemedim?”

Belki rengindendi. Belki de o renk, ona unutmaya çalıştığı bir günü hatırlatıyordu. Ne zaman kırmızı bir elbise görse, yüreğinde eski bir yara yeniden sızlardı. Bazı acılar kabuk bağlar. Ama hiçbir zaman tamamen iyileşmez.

Zalihe, sır gibi bir kadındı. Bazı insanlar vardır; kalplerini önüne sererler. En kırılgan yanlarını sana emanet ederler. İşte o an anlarsın…Güvenilmek, insana verilmiş en kıymetli hediyelerden biridir. Ama o emaneti koruyabilmek de ayrı bir erdemdir. Çünkü herkes sır taşıyamaz. Kimi insanlar ise başkalarının sırlarıyla beslenir. Birinden alır, ötekine taşır. Dedikoduyu dostluk sanırlar. Oysa gerçek dostluk, söylenmeyeni de koruyabilmektir.

O kırmızı elbiseyi giymek, Zalihe’ye nasip olmadı. Yıllarca askıda kaldı. Tıpkı hayalleri gibi… Yarım kalan sevgileri gibi… Bir zamanlar inanarak kurduğu dostluklar gibi… Hepsi sessizce bekledi. Oysa o elbiseyi büyük bir heyecanla almıştı. Bir partiye gidecekti. Kalbi, bayram sabahı uyanan küçük bir çocuk gibi çarpıyordu. O gün giymeye karar vermişti! Evden çıktığında güneş gülümsüyordu. Tatlı bir rüzgâr saçlarını okşuyor, yüzünü serinletiyordu. İçinde tarifsiz bir sevinç vardı. Hayatın henüz başlamadığına inanıyordu.

Yazacağı şiirler vardı. Bitireceği romanlar… Göreceği şehirler… Deniz kıyısında saatlerce oturup ufka bakmak istiyordu. Dalgaların sesinde kaybolmak… Boyaları tuvale savurup renklerin içinde kendini unutmak… Kimseye söyleyemediklerini kâğıtlara dökmek… Kalabalıkların içinde yaşamıştı. Ama ruhu uzun zamandır yalnız kalmayı özlüyordu. Kendi sesiyle baş başa kalmayı… Bütün bunları düşünürken gözlerinin içi gülüyordu. Hayat, zihninde bir film şeridi gibi akıyordu. Tam o sırada… Her şey değişti. Bir arabanın büyük bir hızla üzerine geldiğini gördü. Kaçmak istedi. Koşmak istedi. Ama bedeni onu dinlemiyordu. Ayakları yere çivilenmişti sanki.

Bir çarpma… Korkunç bir sessizlik… Ve ardından bir  karanlık… Bağırmak istedi. Sesi çıkmadı. Koşmak istedi. Yürüyemedi. Ağzında demir gibi acı bir tat vardı. Etrafını göremiyordu. Sadece karanlık… Ve sessizlik…

Hayat, tek bir saniyeye sığmıştı. Kalbinde uzanan bir yol vardı. Ama adımları yarım kaldı. İçinde büyüttüğü hayaller belki gerçekleşmedi. Ama hiçbir zaman ölmedi. Çünkü bazı düşler gerçekleşmek için değil, insanın içinde umut olmak için vardır.

Belki de en güzel umut, henüz gerçekleşmemiş bir hayalin peşinden yürüyebilmektir. Bu yüzden…

“Yarın giyerim.”
“Yarın giderim.”
“Yarın söylerim.”
“Yarın yaşarım,” deme.

Gitmek istediğin yere bugün git. Sevdiğin insanlara bugün sarıl. Giymek istediğin elbiseyi bugün giy. Yemek istediğin yemeği bugün ye. Hayatın sana uzattığı fırsatları bekletme. Çünkü bazen… O beklediğin yarın, hiç gelmez.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Mine Bayar
Mine Bayar
Uzun yıllar Londra Türk Okullarında ve mühendisler derneğinde de gönüllü olarak hizmet etmiştir. Şu anda MathsMakers Derneğinde de gönüllü olarak direktörlük yapmakla birlikte, SanatKıbrıs gazetesinde de makaleler yazmaktadır. Emekli olduktan sonra boş zamanlarını seyahat ederek, resim yaparak, makaleler yazarak ve kitap okuyarak geçirmektedir.

POPÜLER YAZILAR