Alo sevgilim, ben de seni arayacaktım. Hiç keyfim yok. Evde garip şeyler oluyor keşke İstanbul’da olsan. Ev daha önce hiç olmadığı kadar boğuyor beni.

“…”

Yok ya kimseyle görüşmek  istemiyorum. Şimdi onlara dert anlatamayacağım.

Söylemiştim ya sana salı günü misafirler gelecek diye. Onlar geldikten sonra bir şey oldu sanki evde. Oysa annem çok mutluydu, “Şerife Teyzen torununu getirecek, eve bebek neşesi girecek,” diye dolanıyordu evde. Şerife Teyze öz teyzem gibidir, annemle birlikte hazırlık yaptık, gelince bebek oynar diye eski oyuncakları temizleyip hazırladık. Öyle de tatlı bir bebek ki bir yaşına yeni girmiş. Bir görsen yürüyemiyor ama emekleyerek her yere gitmeye çalışıyor. Bir dakika yerinde durmadı yaramaz. Üç tel saçını kelebekli tokalarla toplamışlar, bir de pembe tütü giydirmişler. Önce tokaları çıkarmaya uğraştı minicik parmaklarıyla, beceremeyince sıkıldı sonra emeklemeye çalıştı.”

“…”

Hayır, öyle ağlayan bir bebek hiç değil. Etek dizlerine dolandıkça zorlandı ama ağlamadan, sızlanmadan hedefine ulaştı. Çok komik bir bebek. Ben biraz sevdim, oynadım sonra çıktım evden.

Gün içinde ne oldu bilmiyorum. Eve bir geldim annem sanki on yıl yaşlanmıştı. O kadar kötü görünüyordu ki. Gözleri ağlamaktan şişmiş. Eve girdiğimde hâlâ gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Çok korktum, “Ne oldu?” diye sordum, cevap veremedi. “Bana izin ver, ben yatayım, yarın konuşuruz,” dedi sadece. Yanına uzandım birlikte uyuduk. Daha doğrusu ben uyudum o sabaha kadar ağlamaya devam etti bence.

 Çarşamba akşamı ablamlar geldi apar topar. Annem aramış çağırmış onları. “Ne oldu,” diyorum, doğru dürüst anlatmıyorlar. Zaten onlar ikiz biliyorsun, beni hep dışarıda bıraktılar. Gıcık oluyorum. Aramızda yaş farkı var ama mesele o değil. Senin de abinle yaş farkın var ama ne güzel anlaşıyorsunuz.

Onlar öyle bütünlerdi ki ben aralarına giremedim bence. Çok fazla vakit geçirdik de diyemem. Yatılı okudular ortaokul ve liseyi, sonra üniversite, iş güç derken tatillerde gördüğüm kuzenlerimden farkı yok benim için. Biz annemle hep ikimizdik. Mutsuz da sayılmazdık aslında, eksiklerimize rağmen.

“…”

Yok canım, annem onları yatılı okula gönderdi de beni yanında tuttu diye bir şey yok. Ben de öyle düşündüm bir ara ama onlar kendileri istemişler yatılı okulu. “Kızım, ben neden onları göndereyim hem de babanın vefatının senesinde,” diye anlatır annem. Ben de sorgulamayı bıraktım artık, onlar uzak kalmayı isterlerse ben de uzak dururum, onlara muhtaç değilim. Hem sen varsın. Ya seni çok özledim, ne zaman geleceksin?

“…”

Gerçekten mi, ne kadar seviyorsun peki?

“…”

Ya evet çarşamba geldiler, aman ne bileyim annem neden çağırdı onları apar topar. Bu gelen misafir bebek var ya hani, oyuncakları verdik önüne demiştim, bir tane eski oyuncak ayı vardı ablamların, onu yırtmış mı ne. Zaten yırtıktı yıllardır biraz daha açmıştır en fazla. Ondan sonra annem bir kötü olmuş falan. Anısı mı var ayının soramadım ki anneme, bir oyuncak ayı yırtıldı diye niye bunlar eve toplandı, annem bu kadar dağıldı anlamadım. Sabah kavga ediyordu ablamlar, Feride Ablam, Selcan Ablam’a, “Neden beni koruyorsun?” diye bağırdı. O da “Asıl sen beni koruyorsun,” dedi. Tipik ikiz saçmalıkları. Bir dakika canım annem çağırıyor arayacağım ben yine seni…

Alo Ömer, çok kötü şeyler öğrendim. Anlatmazsam delireceğim.

“…”

Evet ağlıyorum. Herkes çok fena dağıldı. Ne yapacağım bilmiyorum. Biliyorsun seninle konuşurken annem çağırdı bizi salona. Elinde bir araba anahtarı, “Bunu kim sakladı?” diye soruyor, gözlerini kocaman açmış. “Son kez soruyorum,” dedi. Daha önce ablamlara sordu galiba. Ben ilk kez gördüm, ne alaka anahtar falan diyecektim.

Feride atladı, “Anne ben sakladım ama babam gitmesin diye, mutfak masasında duruyordu, aldım ayının içine sakladım,” dedi. O anda Selcan, “Hayır anne, Feride beni koruyor ben sakladım. Hava çok yağmurluydu, anahtarı saklarsam babam gitmez diye düşündüm. Hemen aynanın önünden aldım anahtarı, sakladım oyuncak ayının içine,” diye bağırdı. “Çok kötü kavga ediyordunuz, babam bizi terk edecek diye çok korktum,” dedi.

Hani şu oyuncak ayı vardı ya yırtılan, bu araba anahtarı o ayının içinden çıkmış meğer.

“…”

Evet o gün bebek ayıyla oynarken bulmuş. “Annem babanız arabanın anahtarlarını bulsaydı arabayla gidecek kötü havada motorla dışarı çıkmayacaktı,” dedi. “Her evde olan kavgalardandı, kardeşiniz çok küçüktü, ben uykusuzdum, yorgundum, tek istediğim birazcık yardım ve anlayıştı. Biriniz babanız gitmesin diye arabanın anahtarını sakladı ve babanız sonsuza dek gitti,” deyip yine ağlamaya başladı.

“…”

Bilmiyorum hangisi doğruyu söylüyor. Hem ne önemi var ki artık kim yaptıysa yaptı. Onların yüzünden olmuş her şey, onların yüzünden ben babamı hiç tanımadım.

“…”

Sekiz yaşındaydılar herhâlde, bilmiyorum ki sekiz yaş falan var aramızda. Haklısın aslında onlar da küçüklermiş. Of Ömer, keşke burada olsan.

“…”

Baya oyuncak ayı ya. Demek o zaman da yırtıktı.

“…”

Araba mı? Bilmiyorum ki satıldı herhâlde. Ben hiç bilmiyorum o arabayı.

“…”

Evet, ikisi de ayının içine ben sakladım diyor.

“…”

Aa doğru biri mutfak masasından aldım diyor öteki aynanın önünden diyor. Biri yalan söylüyor ama hangisi. Neden yalan söylesinler ki?

“…”

Ayı ya baya peluş ayı işte, bacağında bir yırtık var. Bebek baya açmış burayı, eskiden elim girmezdi bu sökükten, elim giriyor şimdi.

Aa bir dakika Ömer, burda bir şey var, taş galiba ne bu ya?  İnanmıyorum Ömer! Taş değil, burada bir anahtar daha var…

Bu yazı sana ne hissettirdi?