Burada ne işim var, diye düşünürken buluyorum kendimi. Anlamak için etrafıma bakıyorum bir kez daha. Bu kalp atışı tanıdık, bu ürkütücü heyecan da. Sahne arkasındayım yine ama ellerim ayaklarım çok daha büyük artık. Ayağımda topuklu ayakkabılar, üzerimde şık bir takım var. Her biri biraz daha sıkışmış hissetmeme sebep olan parçalar. Ağlayarak sahneden kaçtığım, bu yüzden arkadaşlarım ve öğretmenlerimin kötü sözleri ile cezalandırıldığım günün üzerinden yıllar geçti. Kırk yıldan fazla. Haklıydılar, aylarca hazırlandığımız gösteriyi, hem de başrol oynarken mahvetmiştim. Yıllar sonra bu olayı anlattığımda sahne korkusu demişti terapistim ama bu duygu korkudan öte bir şeydi. Unutmam gerekiyor bunu, şimdi sırası değil.
Etrafımı izlemeye başlıyorum. Ellerinde tabletleri olan kulaklıklı insanlar sessiz bir telaşla koşuşturuyorlar. Ortamın loş ışığına odaklanıp evde hissetmek istiyorum bir anlığına da olsa. Sonra sahneden gelen sese uzanıyor kulağım. Keyifli kahkahalar sızıyor o boğuk seslerin içinden. Alkışları duyuyorum. Sahnedeki konuşmacı için işler yolunda gidiyor belli ki.
Ne anlatacağım diye düşünüyorum son kez. Çıkıp orada üzerime dikilen gözlere nasıl bir ben göstereceğim? Aylardır konuşmam üzerinde özenle çalıştım. İşimi nasıl sevdiğimi, her gün yataktan beni hevesle kaldıranın o olduğunu ve bunun gibi bir sürü klişeyi sıralayacak süslü cümlelerim var. “İşim benim ikigai’m,” diye başlayacağım söze. Oysa bu sözlerin hiçbiri doğru değil, içimde hareket etmemi zorlayan kocaman ağır bir kaya gibi taşıdığım bu huzursuzluk hissi ile yaşamaya çalıştığımı bir ben biliyorum.
Yazarlığa nasıl başladım, nasıl oldu da yazdığım yazılar bu kadar ilgi gördü, konuşmalara davet edilen; gençlerin yolundan gitmek istediği bir yazar oldum diye bir soru beliriyor zihnimde. Cevabı basit; yapacak daha iyi bir şeyim yoktu benim. Yirmi yılımı almıştı eğitimini aldığım işimi daha fazla sürdüremeyeceğimi anlamak.
Aradığım iç huzurunu bulmak için bir dönem bedenimle çalışmayı denedim; yoga, meditasyon, tai chi, dans diğerlerine cömertçe sunduğu o mucizeyi benden esirgedi. Dünyayı gezmeye, denizlere açılmaya, doğada yaşamaya; her sene moda olan yeni bir şeye yöneldim. Sanat yapmaya çalıştım; ellerimle bir şeyler üretmeyi, hayvanlarla ilgilenmeyi, hepsini denedim. Dünya hakkında sayısız tecrübem, bilgim, onlarca sertifikam oldu ama huzuru asla bulamadım. Kendimi hep yetersiz, başarısız ve yenilmiş hissetmekten bıktım. İçimde zonklayan bu çıbanı kesip irini bir yere akıtmazsam öleceğimi biliyordum. Ben de bıkmadan usanmadan yazdım. Ama hayat amacım değil yazmak, sadece ilacım. İkigai diye bir şey yok ve bunu aramak daha fazla acı çekmeme sebep oluyor. Şimdi gençlerin karşısına geçip onlara bu yalanları anlatmak, onları darmadağınık bir odaya asla bulamayacakları o şeyi aramaya göndermek haksızlık değil mi? Üstelik ne aradıklarını bile bilmeden. Şimdi sırf onlar bunu bekliyor diye gözlerinin içine baka baka bu yalanı söyleyecek onları bu hayale inandırmaya çalışacak mıyım sahiden? Hayır şimdi cesur olma vakti, onlara gerçeği anlatacağım!
Belki de gerçek olan tek şey yeni bir şeylere başlamamı sağlayan ikigai bulma umudum. Yaşadığım o kısacık heyecan. Bir kez daha bulamadığımı anlayıncaya kadar geçen o birkaç ay. Bir tek o zaman yaşadığımı hissediyor, yataktan heyecanla kalkıyorum ben. İkigai’m ikigai’mi aramak olabilir mi sahiden?
Düşünceler zihnimde hızla uçuşurken alkış sesleri ile irkiliyorum birden. Görevli asistan yanıma geliyor, bana doğru eğilip “Sıra sizde,” diyerek gülümsüyor. Kalbimin ritmi hızlanıyor, yine aynı korku çıkıyor derinlerden. Sahne korkusu. Terlemeye başlıyorum. Dimdik yürümeye çalışıyorum ortadaki kırmızı halıya. Sahne ışığı takip ediyor beni. Güneş kadar parlak, güneş kadar sıcak. Nefes alamıyorum. Kaç göz var üzerimde? İzleyicilere bakıyorum ama kimseyi göremiyorum. Gözlerim parlak ışık etkisinde kör olmuş gibi. Sonra ileride gördüğüm minik bir kırmızı ışığa sabitliyorum gözlerimi. Çırılçıplak hissediyorum kendimi, korkuyorum. Bir an önce konuşmaşmamı yapıp sahneden inmem gerekiyor. Derin bir nefes alıyorum ve sözlerime başlıyorum:
“Davetiniz için çok teşekkür ederim, sanırım ben dünyadaki şanslı insanlardan biriyim çünkü yazmak benim her gün hayata heyecanla başlamamı sağlayan hayata geliş amacım, işim benim ikigai’m….”



