Cumartesi, Nisan 18, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Kendim İçin

Henüz vakit varken kuaföre gitmeliyim. Sarı uzun saçlarımı dümdüz fönlü sever, pürüzsüz. Çok uzun süreceğini sanmam, sabah erkenden çıkarım sonrasında biraz alışveriş yapmaya da vaktim olur hem. Yeni hayatım için yeni giysiler almalıyım.

Her zaman klasik giyinmemi ister, ince topuklu ayakkabılarla tamamlanan kombinler. Altımda jilet gibi ütülü bir kumaş pantolon ve ceket. Yok hayır etek, siyah mini etek olmalı. Belki içime beyaz bir bluz, ipekten. Çok renkli kıyafet sevmez ama ayakkabılar ayrı. Parlak renkleri bir tek ayakkabılarda sever. Kırmızı, ona göre ayakkabı kırmızı olmalı. Ve tabii ki takılar. Takılarım sade ama değerli olmalı. Altın, pırlanta, elmas. “Yanımdaki kadının şık olması çok önemli…’’der hep. Yedi yıllık evliliğimizde ne çok duydum bu sözü. Ona göre “şık yerine rahat olanı seçmek, tembellerin işi’’ çünkü! 

Ne demişti Pelin telefonda? “Saat 13.30,” dedi. Saat 13.00 da orada hazır olmalıymışım. Olurum, gün doğmak üzere zaten. Saat sekizde açılıyor kuaförüm, sabah erken fönlerime alışkın. Sanırım yedi yıldır kıvırcık saçlarımı tek gören o. Duş aldığım sabahlarda kimselere görünmeden kaçar gibi çıkarım evden, kuaförde bulurum kendimi. Çünkü saçlarım hep dümdüz görmeli, pürüzsüz…

Dolaptan elime gelen  ilk siyah elbiseyi geçiriveriyorum üzerime. Kendimi kuaförün önünde buluyorum. Saat 07.30. Birazdan geliyor kuaförüm. Beni kapının önündeki bankta görünce şaşırıyor belli ki. Saatine bakıyor geç kaldığını sanarak.

“Merak etme Ethemciğim, ben erkenciyim,” diyorum gülümseyerek.

“Gerçekten geciktim sandım İpek Hanım, sanırım aceleniz var ama merak etmeyin, hemen çekeriz fönünüzü,” diyor bir yandan dükkânın alarmını kapatırken.

“Bugün fön yok diyorum, başka bir şey yapacağız…’’

İşi bitince Ethem uzun uzun aynadaki yansımama bakıyor. Hâlâ şaşkın. Sonucu beğendiği her hâlinden belli ama içi rahat değil. İki gün sonra ağlayarak geri geleceğimi düşünüyor eminim.

“Çok beğendim, ellerine sağlık. Merak etme pişman olmayacağım,’’ diyorum. “Bugün yaptığım hiçbir şeyden pişman olmayacağım. Yeni hayatımın ilk adımı bunlar.” Kahve teklifini bu seferlik reddediyorum. Sandığımdan da çabuk bitti bu iş, demek ki ayakkabı bakmaya da zamanım kalacak.

Vitrinlere bakıyorum bir süre. Aslında ne alacağımı biliyorum ama yine bakmak hoşuma gidiyor. İçim açılıyor sanki renkleri gördükçe. Uzun zamandır alışverişten bu kadar keyif almadığımı fark ediyorum. Çok zaman kaybetmeyeyim diye son veriyorum vitrin seyretme işine. Nasılsa çok vaktim olacak bundan sonra. Ayakkabıcılara yöneliyorum hemen. Sonra birden eve uğramam gerektiği aklıma geliyor. Takılarım evde çünkü.

Alışveriş işi bitince hemen bir taksiye atlayıp eve geliyorum. Koşarak çıkıyorum merdivenleri, kapıyı açıp antredeki aynada kendimle karşılaşıyorum. Uykusuzluğumu belli eden gözlerim, ışıl ışıl bakıyor bu kez. Hemen oracıkta yeni elbisemi çıkartıyorum paketinden, giyiyorum üzerime. Heyecanlanıyorum, mutlu oluyorum. Sanki içimdeki iki beden küçük korseyi çıkarıp atmak gibi bir rahatlama hissediyorum. Aynadaki aksime bakıyorum bir kez daha, onlarca kelebek konmuş sanki şifon fırfırlı kollarıma, uçuş uçuş eteklerime. Kısa kıvırcık saçlarımın arasında gezdiriyorum parmaklarımı. Hoşuma gidiyor. Yatak odasına koşup dolabın üzerinde yıllardır dokunmadığım kutuya uzanıyorum. Ne kadar ağır olduğunu unutmuşum bu incik boncuk ile dolu kutunun.

Kendi çapımda takı tasarladığım yıllar geliyor aklıma. “Nasıl heyecanla dizerdim boncukları, neden bıraktım, ne çok severdim,” diyorum kendi kendime. “Uğraşma şunlarla çocuk gibi, gidelim ne istiyorsan alalım kuyumcudan,” demişti. Zevkimi, yeteneğimi, uğraşımı küçümsemesinin nasıl da bana verilmiş bir değer olduğuna inandırmıştım kendimi. Neyimi sevmişti ki acaba, her şeyimi değiştirmişti sonuçta. Külkedisini Sinderella’ya mi dönüştürmüştü aklınca?

Son anda aldığım deri sandaletleri geçiriyorum ayağıma. Yıllardır tatillerde bile topuklu terliklerle dolaşmaktan yorulmuş ayaklarıma bakıyorum. O nefret ederdi bu sandaletlerden. Ben severdim ama boncuk takılarım gibi sandaletlerimi. Son kez bakıyorum aynada kendime ve mutlu oluyorum. Ayaklarımdan daha yorgun olan ruhum rahatlıyor sanki.

Saat 13.45, on beş dakikadan az sürüyor dava, tek celsede anlaşmalı boşanma. Mahkeme boyunca gülümsememi silemiyorum yüzümden. Herkes biraz şaşkın.

Avukatım Pelin, “Harika görünüyorsun..” diyor ayrılırken.

“Bu arada sanki boşanmak isteyen o değil de senmişsin gibi. Neydi o öyle? Gözlerini alamadı senden! Yeni hâline bayıldı bence,’’ diye ekliyor.

“Hayır,’’ diyorum kendimden emin, “Nefret eder bu tarzdan ama en çok da onu umursamayıp kendim için bir şeyler yapmadan.’’ 

Melda Segah Albayrak
Melda Segah Albayrak
1982 yılında Zonguldak’ta doğdu. İstanbul’da yaşıyor. Eczacı. Yazmaya günlüklerle başladı, kurgularla devam ediyor ve galiba bundan hiç sıkılmayacak.

POPÜLER YAZILAR