Yoksa görünmez mi oldum? 

Bir süredir hissettiği tam olarak bu. Cadde boyu kimse onu fark etmiyor, hatta bazen insanların içinden geçebileceği kadar şeffaf olduğundan şüpheleniyor. Cam şeffaflığı değil ama. Cam kırılır, ses çıkarır. Kanatır. Oysa içinden geçenler, farkında bile olmadan devam ediyor yollarına. Taş bebekti lakabı eskiden. Lisedeyken biraz, ama üniversitedeyken sıkça sokakta arkasından atılan lafları, ıslıkları hatırlıyor. Kimi yaratıcı, kimi avam.

“Senin gibi sevgilim olsun, bir milyon borcum olsun.”

“Allah ne güzeller yaratıyor be!”

“Yağmur çiseliyor, erirsiniz dikkat edin.”

“Babanız şekerci mi?”

“Akşama sizinkiler müsait mi, istemeye geleceğiz de.”

“Cennetten düştüğünüzde ayağınız acımadı mı?”

Ve çok basit, küflü, kokuşmuş olup, bugün tacize giren laf atmalar… “Hepsi senin mi?” “Kırk yıllık yoğurtçuyum, böyle kâse görmedim.” Bazılarında utanır, bazılarında kızar, kalabalık bir yerdeyse cevabını verirdi. Ucuz, insanı çırılçıplak soyan, cevap vermeyeni köşeye kıstırılmış hissettiren laflardı kabul. Buna rağmen, birileri görüyordu onu o zamanlar. Beğeniyorlardı da üstelik. Şimdilerde sosyal medyada pek bir modaydı #zalimsinzaman etiketiyle eski fotoğraflar paylaşmak. Bu muydu yani? Güzellikten, beğenilmekten öte, insan olarak görülmüyor olmak çok tuhaf. Yoldan geçen gençler, omuz atıp devam ettiler az önce. Yolun ortasında, öylece yürüyor, nasıl görmezler, utanmasalar ezip geçecekler. Geçen gün kasada aldıklarını torbaya koyarken önüne geçen çifte ne demeli? Kaynak yapmak değildi, görmüyor gibiydiler. Ellerini, gözlerinin önünde sallayıp, görme testi yapmamak için zor tutmuştu kendini. Yahu evdeki robot süpürge bile ayağının üstünden geçmeye çalışıyordu. Sensörsüz!

Bir rahatlık da geldi üstüne. Gecelik, eşofman, şort; bermuda şeytan üçgeni. Görülmedikçe giyinmiyor insan. Giyinmedikçe de görülmüyor. Saçlarını toplayıp geziyor. Dışarıda görülmese de evde görülür insan bari, değil mi?  Geçen gün anneler günü diye, evdekiler bir kahvaltı hazırlar diye düşündü. En azından yani. Herkesin ufaktan hareketlendiğini duyunca bir heves kalktı yataktan. O da nesi? Oğlan program yapmış, arkadaşlarıyla buluşmaya çıkıyormuş, Ahmet de  cenazeye… Anneler Günü’nü yalnız geçirelim, bu da olsun bakalım. Öyle geçip gitmedi ama. Bir ağla, bir ağla… Akşam herkes gelene kadar anca toparladı kendini. Yeni neslin büyük hakaret saydığı onlarca görüldü mesajı atılmış gibi hissetti. Evdeki erkekler görmeyince mi, dışarıda görünmez oldu merak ediyor. Onu  gören tek erkek, sabahları parka tuvalete çıkartması için yalvaran gözleriyle Max.

Köşedeki simitçiye uğrayıp çayın yanına bir simit almalı. Simit de çok pahalı oldu, yirmi beş liraya simit mi olur? Kafasından bunlar geçerken, simitçi arkasından para uzatan bankacı tipli, stilettolu kadına iki simiti sarıp uzattı. “İyi günler abla”ymış! Buna dayanamıyordu işte, yakın gözlüğü olmadan silik gözüken harflere benzetti kendini. Aslında şöyle sıkı bir kavga çıkarsa, görülürdü belki ama hiç uğraşası gelmedi. Simit yiyesi de… Devam etti yoluna. Acaba saçlarına pembe röfleler mi attırsa, flu görüntü netleşir mi?

Telefon çaldığında keyfi yerine geldi. Ne zaman konuşsa, içindeki küçük kızı uyandıran Ahsen’in sesini duyunca, renkler canlandı. Kahkahalar atarak gayet ciddi bir konuyu sulandırdılar. O sırada fark etti, yanındaki adam peşi sıra geliyor. Boylu poslu, yapılı. Tam sitenin kapısında bir şey sormak ister gibi gözlerinin içine bakıyor. Bir dakika deyip Ahsen’e, adama döndü. “Buyrun?” “Siz konuşun, bekliyorum ben,” dedi boylu poslu. Kapattı telefonu, ne soracaktı ki bu adam? Yol, adres, market? Tekrarladı. “Buyrun?” “Sizi gördüğüm an kalbim hızlandı. Bakın…” Eline göğsüne götürdü. “Öyle tatlısınız ki. Öyle güzel gülüyordunuz ki… Tanışmamamız ne büyük kayıp.” Tam da kapının önünde. Öylece. Ne diyeceğini şaşırdı, kaldı. Kırk yıl düşünse söyleyeceği aklına gelmeyen bir cümle çıktı dudaklarından. “Bunun için mi kestiniz yolumu, evli barklı kadınım ben!” Adam özür dileyip uzaklaştı.

 Asansöre bindiğinde, utangaç ergen kızlar gibi iki elini ağzına götürdü. Olayın kendisine mi, ağzından çıkanlara mı daha çok şaşırmıştı? “Al bakalım taş bebek, görüldün.”   

Bu yazı sana ne hissettirdi?