Kıyıya vuracak ayartıcı bir dalgayı bekleyen taşlardan biriyim ben. Diplerine daldığım okyanuslardan çıktım da geldim buraya. Sabahımı güneşin doğduğu yere uzattım, arkam masmavi bir deniz. Önüm doğduğum yer. Hep çocuk kaldığım… Uykuya yatan diğerleri gibi parlak pürüzsüz göründüğüme bakma. Yorgun ve yılgın bedenime çocuk ellerinden çıkmış desenleri hayat verdi. Kendine ait olmayan bir zamanın içinde, sorgulamadan kabul ettiklerin omuzlarına yüklenen değerler, bin bir çeşit beklentiler… Kıyıya vurmak için uzun bir zamana gerek vardı. Sonun kıyıya vurmaktı, kaçınılmazdı. “Kaç okyanus geçtim böyle, kaç denizde yitip gittim?” diyor ya şarkı. Kaç parçasını yitirdi, kaç renge büründü de bilendi, bu beden?

Ah şimdi! Salınmak bir kıyıda yalnız bir tekne misali. Aylak aylak gezinmek. Paçaların ıslanmasına aldırmamak. Birazdan gelip geçecek bir dalganın, sağa mı sola mı savuracağını yoksa içine mi çekeceğini beklemek umarsızca. Uzanmak şöyle sonsuza dek. Koyvermişim gibi.

Bu yazı sana ne hissettirdi?