William Faulkner’ın 1930’da kaleme aldığı “Emily İçin Bir Gül” öyküsü, Amerika’nın güneyindeki küçük bir kasabada yaşayan Emily Grierson’ın hayatını ve ölümünden sonra ortaya çıkan korkunç sırrını anlatır. Faulkner bu eserinde de zamanı çizgisel olarak kullanmadan, olayları son derece ustaca kullandığı gelgitlerle anlatmıştır. Faulkner bu kült eserinde; yaşlı bir kadının dramından da öte, zaman karşı direnen, her türlü değişimi reddederek taşlaşmaya giden bir insan hayatını çeşitli bakış açıları üzerinden anlatır. 

Emily Grierson’ın hikâyesi ilk bakışta ölüm, yalnızlık ve saplantılı bir aşk üzerine kurulmuş klasik bir “Güney Gotik” öyküsü gibi okunsa da öykünün asıl derinliği, Emily’nin yıllar içinde çok ciddi bir dönüşüm geçirmesi üzerinden kurulmuştur. Emily yavaş yavaş insandan anıta dönüşür. Nitekim yazar öykünün başında cenazeyi anlatırken onu da “düşmüş bir anıt” olarak tanımlar. Bu ifade, öykünün bütününü anlamak için bir anahtar gibidir. Çünkü anıt, artık yaşamayan bir şeyi yaşatmak için dikilir. Anıtın görevi hareket etmek, uyum sağlamak değil, yerinde durmaktır.

Öyküye başlar başlamaz, Emily’nin öldüğünü öğreniriz. Bu yaşlı kadın Amerikan iç savaşından önce Güney Amerika’da yaşayan halkın “Güneylilerin” bir sembolü gibidir.  Faulkner öykünün içinde sıklıkla, Emily’nin ya da başka bir deyişle savaş sonrasında Güney Amerikalıların yeni düzene alışmak istememesini vurgular. Savaş sonrasında düzen değişmiş, kölelik kalkmıştır fakat eski toprak sahipleri hâlâ aynı şekilde yaşamak istemektedir. Üstelik daha önce köle olanlar da yeni sisteme alışamamış olup, hayatlarını eskisi gibi sürdürme eğilimindedir.

Emily kasabanın köklü ve saygın ailelerinden birinin kızıdır. Babasıyla birlikte gösterişli büyük bir evde yaşarlar. Fakat zamanla değişen sosyoekonomik koşulların da etkisiyle ev gittikçe bakımsız bir hâle gelirken, Emily’nin ruh hâli de ev ile birlikte solar ve dış dünyadan soyutlanır.

Babası değerli bir komutan emekli bir askerdir. Kızıyla birlikte yaşadığı süre boyunca ona talip olabilecek bütün adayları “ailelerini sürdürebilecek düzeyde” görmediği için Emily’nin hayatından uzaklaştırır. Babasının ölümünden sonra Emily bu durumu kabullenmek istemez hatta kasabalılara karşı babasının yaşadığını iddia eder. Cesedin evden çıkarılmasına izin vermek istemez. Ama cenaze töreni yapmak isteyen kasabalılara da uzun süre karşı gelemez.

Hayatını tek başına sürdürmek zorunda kalan Emily, kasabaya çalışmaya gelen işçilerden biri olan Homer Barron adlı bir adamla yakınlaşır. Homer kısa zamanda Emily için çok önemli biri hâline gelir. Homer’la evlenmek ister. Fakat Homer evlenmeye niyetli değildir. Kasaba halkı büyük bir öfke ile bu ikilinin uygunsuz olduğunu düşünmektedir. Birlikte olmalarını istemezler.  

Emily bir gün eczacıya nedenini söylemeden eczaneden arsenik satın alır. Kasabalılar Emily’nin, Homer nedeniyle hayal kırıklığına uğradığını ve kendini öldüreceğini düşünür. Fakat hayat eskisi gibi devam eder. Kısa bir süre sonra Homer ortadan kaybolur. Kasabalılar Homer’ın Emily’den ayrılarak, uzaklara gittiğini düşünür.   

Homer’ın yokluğundan sonra Emily giderek daha fazla içine kapanır. Yıllar geçtikçe evden çıkışları da azalır ve en sonunda hiç dışarı çıkmaz olur. Kasaba değişir, yeni insanlar gelir, yeni yapılar inşa edilir. Eski insanlar ölür, eski binalar yıkılır ama Emily geçmişi korumak adına inatla, gittikçe yıpranan evinde yaşamayı sürdürür. 

Emily öldüğünde kasaba halkı cenazeden sonra, büyük bir merak içinde onun evini gezer. Böylece uzun zamandır kapalı duran evin bazı odaları açılır. Üst kattaki bir odada yatağın üzerinde Homer Barron’ın yıllar içinde çürümüş cesedi bulunur. Odanın içinde bir düğün için hazırlanmış gibi görünen; toz içinde eskimiş, yıpranmış eşyalar vardır. Cesedin yanındaki yastığın üzerinde ise küçük bir baş izi vardır. Ve yastığın üzerinde Emily’ye ait olduğu anlaşılan uzun, gri bir saç teli bulunur.

Kasaba halkı karşılarına çıkan gerçekle şaşkına dönmüştür. Emily, Homer Barron’ı arsenikle zehirlemiş, cesedi yıllarca yatak odasında saklamıştır. Fakat cinayetten daha da ürkütücü olan Emily’nin ilerleyen zamana karşı her türlü değişimi reddetmiş ve bir insan olmaktan çok, inatçı bir kaya gibi her şeye karşı duyarsızlaşarak, sevgilisiyle birlikte kendi hayal dünyası içinde yaşamını sürdürmüş olmasıdır.

Bu yazı sana ne hissettirdi?