“Savaş süslendi insanları, kandırdı ama asla ikigai sade zarifliğine ulaşamadı.”
Dr. Frankl “Neden intihar etmiyorsun?” diye sordu. Başını iki elinin arasına alıp, “Çok yalnızım, çok mutsuzum,” diyen hastasına.
Derin derin iç geçiren zayıf adam önce “Bilmiyorum,” dedi sonrasında ise, “Çünkü…Çünkü yaşam bize yalnızca bir kere verilir. Bu ilahi fırsatı heba etmek istemiyorum.”
“Sence, sana ne yapman için fırsat verilmiştir. Ya da hazır yaşam fırsatı eline geçmişken, ne yapmak güzel olurdu?”
Zayıf adam sessizce başını önüne eğip düşündü. Sonra bakışlarını tavana doğru kaldırarak sessizliğini sürdürdü.
“Ne görüyorsun tavanda?” diye sordu doktor yumuşak bir sesle.
Adamın yüzünde mahcup bir gülümseme oluştu. Hafif, belli belirsiz duyulan bir sesle “Öğrenciler,” dedi “Ben öğretmenim. Çocuklara bildiklerimi aktarmak güzel olurdu.”
“Hiç öğretmenlik yaptın mı?”
“Evet, beş yıl. Ben Ankaralıyım. Ankara’da hemen herkes birbirine ‘Hocam’ diye hitap eder. Bunun nedeni herkesin diğerinden öğreneceği bir şeyler olduğunu hatırlatmaktır. Öğrenciler otobüs şoförüne, otobüs şoförü simitçiye, simitçi profesöre, profesör bakkala…”
“Peki sana bir soru, daha diyelim ki öldün. Yattığın yerden yaşamına baktığında ne görüyorsun?”
“Çocuklar benim anlattıklarımı özümsemişler. Hayatın değerini kavramışlar. Bilim üzerine, sanat, felsefe üzerine çalışmalar yapıyorlar. Sonuçları savaş ya da manipülasyon için değil tedavi için, yaşamlarında anlam yaratmak için kullanıyorlar. Onlara uzun süre bunu anlattım. İçlerinden bazılarının anladığını gördüm. Bu demektir ki boşuna yaşamadım, o hâlde devam etmek de boşuna değil.”
Bir keresinde çocuklardan biri yanıma gelip, “Hocam, bu berbat dünyada bu kadar kötü insanın arasında yaşamaya devam etmemizin bir sebebi olabilir mi?”
“Evet,” dedim “Evet sen ve senin gibiler yaşamalı ki iyilerin varlığı devam etsin. O yüzden yaşaman çok önemli.”
“Onlara ders anlatırken savaş olmasının binlerce füzenin birbirimizin başında patlamasının nasıl bir yanlış olduğunu bakar bakmaz görmelerini istedim. Günümüzde insanlar savaşa baktıklarında petrol tankerlerini, yaşanacak finansal krizleri görüyorlar.”
“Bir keresinde Alev Ramiz yaptığı bir araştırmada rastladığı paragrafı benimle paylaşmıştı.”
“Isaac Babel savaşa gitmek zorunda kaldığında yazdığı notlarda şöyle söyler; “Çok ölüm var. Sürekli patlamalar… Arılar, binlerce arı ölüyor. Arıların ölmesi çok kötü… Kimse önemsemiyor.”
“Daha sonra bütün arıların ölmesinin çok derinden çöküşlere sebep olacağını öğrenmiştim. Küçük kayıpların ne büyük birikimleri yok edebileceğini görmezden geliyordu insanlık. Babel üzülmekte haklıydı.
Çocuklara görmeleri gerekeni anlatmak istiyorum. İnsan neye önem verirse, daha doğrusu neyi görmek isterse onu görür. Bunu anlatmalı, öğretmeliyim onlara. O zaman boşuna yaşamış olmam, her sabah kalkmak için bir nedenim olur.”
Friedrich Nietzsche’nin de dediği gibi; “Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her türlü nasıla katlanabilir.”
Twilight of the Idols (Putların Alacakaranlığı)



