1972 İstanbul doğumlu Levent Karataş, edebiyat dünyasında otuz yılı aşan serüvenini yeni ufuklara doğru sürdürüyor. Karataş asi, aykırı, inatçı fikirlerini özgün rüzgarı ile edebiyat dünyasına katmaya devam ediyor. İlk kitabı Düşüyorum Galileo’dan (1992) bugüne uzanan yolculuğunda bütün eserlerinde gerek bireysel gerekse toplumsal acıları kelimelerle resmederken, ironiyi de lirizmle harmanlıyor.
Onun metinleri, tıpkı Pessoa’nın dediği gibi, “Hayatın Yetmediğinin İtirafı” olarak kabul edilebilir.
Şiirin ve Öykünün Sınırında: Faça
Karataş’ın 2022’de yayımlanan öykü kitabı Faça’da, şair kendisini kelimelerle farklı bir sınavdan geçiriyor. Küçürek öykülerden, epizotlardan, gündelik hayata dair notlardan oluşan bu kitapta okur ile yazar arasında zaman zaman iç sızlatan zaman zaman da güldüren özel bir bağ kuruluyor. Yaşadığı modern kentin sokaklarını, aşkları ve çocukluk anılarını kesik kesik fragmanlarla anlatıyor ve okurun bütünü tıpkı bir yap-boz gibi tamamlamasına izin veriyor. Kitap bittiğinde, içinde yaşanan zamanın çıkmazları ile bireyin kimsesizliğinin de ustaca kayda alındığını görüyoruz.
Asi Bir Çığlık: İmdat Dünya
2023’te 160. Kilometre’den çıkan İmdat Dünya için Karataş, “İmdat Dünya benim baş yapıtımdır” tanımlamasını uygun buluyor. Yazar kitapta bireysel iç sızı ile toplumsal acıyı son derece uyumlu bir şekilde harmanlıyor. “İmdat Dünya” birkaç kez okunmayı fazlasıyla hak eden bir yapıt. Eserde annelere, sevgililere, dostlara yazılmış dizelerle; savaşlara, işkencelere, yıkımlara yönelmiş çığlıklar iç içe duyuluyor.
Şair, kitabın önsözünde poetikasını şöyle tanımlıyor:
“İmdat Dünya kitabımda mânâ ve madde iç içe. Anlatıcı lisanıyla yazdım şiirleri. Becerebildiğim yegâne sanatı örgütlemeye çalıştım. … Ve şiirimin asi ruhu, üzerine çıplak ayak basmayı özlediğim toprağa sirayet etsin.”
Söz konusu hırçın, isyankâr ya da Karataş’ın deyimiyle “asi ruh”, şiirleri kişisel itiraflar olmaktan öteye götürüp, okurun yaşanan çağa tanık olmasını da sağlıyor.
Karataş Eserlerindeki Temel Yönelimler
Levent Karataş bütün yapıtlarında aşağıdaki temaları bıkmadan usanmadan okurun zihnine kazıyor.
- Bireysel yalnızlık: Çocukluk anılarından aşka, melankoliden şehir manzaralarına uzanan bir yalnızlık dili kullanıyor. Bu yalnızlık eserlerde bazen iç acıtıcı bazen de tercih edilmiş bir yalıtılmışlık halinde görünüyor.
- Toplumsal hafıza: Politik travmalar, sokak hareketleri, yitirilen dostluklar, kaybolan çocuklar (örneğin Berkin’e yazılan dizeler) bellekte özenle canlı tutulmaya çalışılıyor.
- Asi ve ironik ton: Eserleri incelendiğinde Karataş’ın ayırıcı özelliğinin hem lirizmi hem de son derece sert bir sarkazmı aynı dizelerde kullanabilmesi olduğu görülüyor.
- Müziğin izi: Şiirlerde Rock’tan blues’a, fasıl ve türkülere kadar çok geniş bir müzik spektrumu kullanması okurda “şair olmasa müzisyen olurmuş” düşüncesini uyandırıyor
Metinlerin Derin ve Gizemli Formatı
Bilge Karasu kendi metinlerini soyadına benzetirdi: su gibi akıcı, ama karasu gibi dibi görünmeyen, gizemini saklayan eserler… Levent Karataş’ın metinleri de soyadına uygun: Her ne kadar şiir, naif görünen bir sanat dalı olsa da onun dizeleri taş sertliğinde, yapıtları hem adaletsizlik karşısında ödün vermiyor hem de okurun hiçbir zaman fikirlerin oluştuğu ana merkezi net olarak göremeyeceği karanlıkta gizemini koruyor.
Dönüm Noktaları
- 1992 – Düşüyorum Galileo: İlk gençlik çıkışı, kozmik bakışlı bir lirik anlatım.
- 2006–2010 – Masal, Bir Doğu Uykusu, Güzel Cumartesi: Gündelik hayatla mitik alanın iç içe geçtiği olgunluk arayışları.
- 2009 – Piyano Fabrikaları: Seçme şiirlerle kendi poetikasına bakış ve bilanço çıkarılması
- 2016–2017 – Bir Dünyalı-nın Mesafesi, Son Görüş: Yalnızlık, yabancılaşma ve vedalarla daha içe dönük bir dönemden geçiş
- 2021 – Fantom Ağrı: Bireysel varoluş sancılarının metaforik şiirlerle yansıtılması.
- 2023 – İmdat Dünya: Politik ve kolektif çığlığın manifestosu.
- 2025 – Hayalet Jakoben : Hem manifestocu hem de mitolojik yeni bir evrenin doğuşu.
Yeni Kitap: Hayalet Jakoben
Levent Karataş’ın kitabı Hayalet Jakoben, onun şiirsel serüveninde yeni bir eşikten geçmekte olduğunu işaret ediyor. Hayalet Jakoben hem politik-manifestocu metinler hem de mitolojik ve fantastik öğelerle bezeli anlatıları içeriyor
Bir Karataş klasiği kabul edilebilecek “Hülasa” şiiri, bir yandan kara tarih kataloğu gibi ilerlerken dinî, siyasi ve kültürel sahtekârlıkları teşhir ediyor bir yandan da kitabın düşünsel niteliği hakkında ipucu veriyor.
“Yalanlarla süslenmiş tarih.
Sahte ahlâk kahramanları.
…
Savaşlar. Cinayetler. İşkenceler. Tecavüzler.
Sürgünler. Linçler. Pogromlar. Katliamlar.
Ölümler. Ölümler. Ölümler…”
Buna karşılık karnaval dergide bir ışık hüzmesi gibi görünen “Ölümden Sonra Unutulmayan”, metni, meraklı araştırmacı okura yeni kitabın mitolojik ve fantastik evreninin kapısını aralıyor. Unicorn’lar, ışık çocuklar, melekler, laboratuvarlarda çoğaltılan kahramanlar aracılığıyla okurun zihninde hem masalsı hem politik bir anlatı kuruluyor. Rüya ile gerçeğin, mit ile çağdaş dünyanın iç içe geçtiği metin, Hayalet Jakoben’in yalnızca bir şiir kitabı değil, aynı zamanda yepyeni bir edebi evren inşa edildiğini gösteriyor.
Hayaletin ve İsyanın İzinde
Levent Karataş’ın edebiyatı, bireysel melankoli ile toplumsal öfkenin, şiir ile düzyazının, masal ile manifestonun birleşimi olarak karşımıza çıkıyor. Faça’daki fragmanlar, İmdat Dünya’daki çığlıklar, şimdi Hayalet Jakoben’de yeni bir boyut kazanıyor.
Onun edebiyatı kendi söylemiyle bize şunu hatırlatıyor: “Yalnızlığın mis kokabilir, ama şiir aynı zamanda asi olmalı.” Çağın acısı ile hayalin gökkuşağından yansıyan pırıltı, Karataş’ın kaleminde buluşup, okura yansıyor.



