Annelik; kendinden eksilmeden bölünmeye çalışmanın ömür boyu süren hâli. Artık bir “sen” daha var ve sana göre senden daha değerli. Sonsuz, sınırsız, karşılıksız, koşulsuz ve pekte tarifi olmayan bir sevgi. Yanına da bir tutam kaygı, bir tutam endişe, bir tutam korku, bir tutam yetersizlik hissi karışımı ile değişik bir delilik hâli.
Annelerin de ilk kez geldiği bu dünyada, çocuklarımızla birlikte yeni özelliklerimizi doğuruyor, bu özelliklerimizi çocuklarımız ile birlikte büyütmeye çalışıyoruz. Hayatı her gün yaşayarak öğreniyoruz.
Anneliği şu an sakince rahat bir yere bırakalım. Yazan insanların mevcut özelliğidir, gözlemci olmak. Bazen malzeme toplamaya başladığı alanlarda sessiz kalır yazan insan, ortamda olan herkesi ve her şeyi heybeye attıkları o andır. Bu tamamen istemsizce kendiliğinden gelişir. Oradan buraya gelen bir mevzu var ki tabiri caizse bir annenin diğer anneye ettikleri.
Kadınlar çoğu zaman birbirlerinin yükünü anlayabilecek insanlar olması gerekirken birbirlerini en acımasız değerlendiren gruplara dönüşebiliyorlar. Belki de yüklerimizin eşit ağırlıkta olmayışından kaynaklanıyordur bu. Yükü az olan, yükü fazla olan ile empati yapamayan hâle geliyor. Bu da ama isteyerek, ama bilinçsiz bir şekilde, bir annenin bir anneye yaptığı üstü kapalı zorbalığı getiriyor.
Bu bağırarak olmuyor. Daha sofistike, daha kibarca ve daha görünmez ilerliyor. Doğum şekli üzerinden oluyor. Emzirmekten oluyor. Çalışıyor olması üzerinden oluyor. Çalışmıyor olması üzerinden oluyor. Çocuğun boyu, kilosu üzerinden oluyor. Ev düzeni üzerinden oluyor. Bazen annenin kendine vakit ayırması üzerinde oluyor. İşine gidene, “Bu da çocuk mu büyüttü?” deniliyor, çocuğu ile birebir ilgilenene, “Ben çalışmadan duramam,” deniliyor. Annenin diğer anneye psikolojik baskı ve şiddeti, ağızdan çıkan özensiz cümleler ile şekle bürünüyor.
Tüm aile büyüklerinin etrafında pervane döndüğü, yemekçisinden, ütücüsüne kadar tüm olanakların önüne serildiği, her şeyi tam olan çalışan bir annenin, tüm yükü üzerine almış çalışmayan anneye, başkasının çocuğundan bahseder gibi; “Ben çocuk falan bakamam, siz iyi sabrediyorsunuz,” demesi, zorbalık değil de nedir ki? İmkânlar, şartlar eşit değildir ve öyle olması gerekiyordur, üstten bu cümleyi kurarken fikren ne kadar altta kaldığının farkında değildir bu anne.
On cümlesinden sekizinde kendisinin bir çalışan anne olduğunu hatırlatan, dünyada sadece kendisinin çok işi varmış gibi davranan o çalışan anne; çocuğunu kendi büyüttüğü için çocuğunun tüm sorumluluğunu bir başkasına devretmek durumunda kalan anneleri küçümseyen, onların anneliğini beğenmeyen, üzerlerindeki emeği hiç sayan o çalışmayan anne; dünyada sadece kendi çocuğu varmış gibi davranan, kendi çocuğuna laf söyletmeyen ama karşısındakinin çocuğuna istediğini söyleme hakkını kendinde gören o haksız anne; kendi çocuğunu koruma içgüdüsü ile başka bir annenin çocuğundan rahatsız olan, dünya kendi etrafında dönen o anne; aileleri ile paylaşması gerekirken başkasının çocuğunu paylayan o duyarsız anne, kendi çocuklarına yapamadıkları uyarıları başka bir annenin çocuğunu uyarırken eli, dili bol o anne; “Bizimki normalde hiç böyle davranmaz,” cümlesinin altında, “Senin çocuğundan kaynaklıdır,” mesajıyla suçlayan o yargılayıcı anne; parkta el kadar çocuğu kendi çocuğunu itti bahanesiyle korkutan o ürkütücü anne; “Sınavı var, çocuğum derse odaklanamıyor,” diye apartmanda herhangi bir yerden gelen her sesi, komşusunun minicik çocuğundan bilen ve rahatsız eden o şikâyetçi anne…
Karşındakinin de bir anne olduğunu unutmasalar.
Böyle böyle bir kadın sadece çocuğunu büyütmekle değil, diğer insanlarla da mücadele etmeye başlıyor. Bazı kadınlar çocuk büyütmekten çok, diğer annelerin yargılarıyla yoruluyor.
Vakti zamanında kurumsal bir bünyenin beyaz yakalı çalışanıydım. Hayatı salt iş olarak değil, işi hayatın bir parçası olarak gören biriydim. Çalışan ya da çalışmayan biri ile görüştüğümde ona işi yerinde olanları anlatan o kişi, hiç olmadım. İşi işte bıraktım, o âna ve insana odaklanmayı tercih ettim. Oğlum doğduktan sonra onu kendim büyütmeye karar verdim. Aynı zamanda anneme kıyamadığımdan, bakıcıya güvenemeyeceğimden ya da bir yardımcı bulamayacağımdan kaynaklı sebeplerden de kendimden başka bir alternatifim pek olmadı. Oğlum doğana kadar bankadan emekli olacağımı sanıyordum ve çalışmama fikri o zamana kadar aklımın ucundan geçmemişti. Hayat, ansızın verilen sürpriz kararlar ile dolu. O geldikten sonra gözümü kırpmadan, arkama bakmadan istifamı verdim. Kadın üretmeli, kadın her daim var etmeli, kadın onu yapmalı, kadın bunu yapmalı, kadın durmamalı düşünceleri kendimi bildim bileli beni ele geçirdiğinden, oğlum doğduktan sonra dahi hiç durmadım, kendime bir yeni bir iş kurdum. Uzaktan bile olsa tekrar bir üniversiteye başladım. Yazıyordum, çiziyordum. Hem canımın parçasının büyüdüğü her anına şahit oluyor hem de yeryüzünde önce insan sonra kadın kimliğimin getirdiği o var etme çabasıyla pek çok şeyi aynı anda yapmaya çalışıyordum. Çalışıyordum. Durmadan çalışıyordum. Gün içinde yardımsız, desteksiz, “Her şeyi ben yaparım, ben hallederim, onu da yaparım, bunu da yaparım,” diyerek bir savaşçıya dönüştüğümü çok sonradan fark ettim. Mütevazı olmayacağım, her şeyin üstesinden gelebiliyorum. Aslında durmanın, biraz nefes almanın, çokta yorulmadan sakin sakin ilerlemenin daha sağlıklı olduğunu sonradan fark ettim.
Daha kontrollüyüm ve şunu biliyorum ki bir çocuğun en çok ihtiyacı olan şey; sürekli kendini kanıtlamaya çalışan yorgun bir anne değil, nefes alabilen bir anne. Anne sakin ise çocuk huzurlu. Belki de bunun için biraz birbirimizi rahat bırakmamız gerekiyor. Her yöntemi kendi hayatımızın merkezinden değerlendirmemek gerekiyor. Her farklı tercihe bir yorum yapma isteğini törpülemek gerekiyor. Yorum yapmayıp, tepkisiz bir dinleyici kalabilmek ise çok sağlıklı bir eylem. Her şeyi başarabilen kadın bunu da başarabilse ve anneler biraz rahat nefes alabilse, bir günleri değil her gün annelikleri kutlu olur.



