Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Unutamadıysa

Annesini kaybedeli üç ay olmuştu. Kardeşleriyle bugün ölü evinde buluşacaklar, eşyaları ayrıştıracaklardı. Sağa sola dağıtırlardı belki; birkaç tanesi hariç. Üzerinde pembe çiçekleri olan vazo… Onu pek severdi rahmetli. Kırılacak diye ödü kopar, sürekli avlaştırırdı. Güzelim annesi vazodan evvel kırıldı gitti.

Firdevs biraz erken gelmek istedi. Ne de olsa çocukluğunun, ergenliğinin geçtiği yerle vedalaşacaktı. Kolay bir durum değildi. Ölümü kabullenmiş gözükse de, içi reddediyordu. Duygu yüklü karmaşık bir gün olacağa benziyordu. Eşi onu apartmanın kapısının önünde bırakmıştı güya.

“İşten izin aldım. Yalnız kalmanı istemedim Firdevs.”

Yavaş yavaş ilerledi kadın. Ayaklarını hissetmiyordu. Geri gitme istenci daha ağır basıyordu. Annesi bu merdivenleri şen şakrak inip çıkmıştı senelerce. Yeni yetme çağlarında kendisi de ikişer üçer çıkardı. Şimdi ise her basamak zulümdü.

“Suratın yine kıpkırmızı olmuş. O kadar hızlı çıkma diyorum kızım.”

Babasının “yarım dünyası”. Ne yarım dünya ha! Adam sahip olduğu konforu devam ettirmek adına, yası biter bitmez nikâhlanmıştı. Muhtemelen, bir kadını el altında tutmak hoşuna gidiyordu. Biri ölünce diğeri diriliyordu. Başka bir semtte, yeni aldığı eve yeni eşyalarla yerleşivermişti. O da çok yıpratmıştı Firdevs’i. Annesini ve babasını birbirlerinin vazgeçilmezleri sanıyordu. Adı üstünde sanı; çok yanıltıcıydı. Kesin bir şey varsa, hayatın sert bir zemini olduğu ve sürekli ona çakıldığıydı.

Annesi evlerden ırak, o malum hastalıkla boğuştu yıllarca. Doktor “Hoş gün hastalığı,” demişti. Hoş gün hastalığı… Artık, züğürt tesellisi miydi; yoksa yaşam denen çileden kurtulmak mı; bilinmez. Kör bir avuntu…

Çantasından anahtarını çıkardı. Yuvasına sokarken okuldan dönüşleri canlandı gözünde. İçeriden mis gibi kokular yükseliyordu. Kocaman bir sofra karşıladı onu; bir gün önceden kalmış sarma, fırından yeni çıkmış börek, kahvaltılıklar, sıcacık çay… Annesi ne bulduysa koymuştu girişteki masanın üzerine. Karnı çok açtı. Hemen yumuldu. Tabii ölüm onlara uğramadan önce…

Hüzün patlamaları yaşıyordu. Şimdi de geçmişini kıskanıyordu. Bıkmıştı bu buhranlı hâllerinden, olur olmaz kurgularından. Zihnine takılanlardan zerre haz duymuyordu. Aklını başka şeylerle meşgul etmeye çabaladı. Yok, gitmiyordu şu yapış yapış duygusallık.

Rutubet havası vurdu yüzüne. Koşup camlardan birini ardına kadar açtı. Hadi bir nefes al. Bir nefes daha… Al, al, al.

Teker teker odaları dolaştı. Saatine baktı. Kardeşlerinin gelmesine bir saat vardı. Arkadaki balkonluyu en sona bırakmıştı. Amma paylaşılmazdı orası bir zamanlar. Erkek kardeşleri geceleri divanlarda yatmak, annesi çamaşır sermek için sürekli orayı kullanırdı. Gir çık odasıydı, içerisi hiç boş kalmazdı. O ise malum sebepten dolayı…

Kuzenleri yeni kalkmışlardı yataklarından. Biri çarşafını katlıyor, diğeri yorganını topluyordu. Sırrını onlara geçen gelişlerinde vermişti. Yeni gelişmeleri bekliyorlardı merakla. Kızların arasında bir dedikodu birliği vardı. Divanda oturmuş, muhabbet ediyor, kıkırdaşıyorlardı. Herkes aşkla ilgili bildiklerini anlatıyordu ballandıra ballandıra. Firdevs’in her anlattığıysa kutsal bir emanet gibi zihinlerde saklanıyordu. Yaşça büyüktü, aşkı uzaktan da olsa yaşayan oydu. Bu yüzden, ona saygı duyuyorlar, sözünü hiç kesmiyorlardı. Zaten, kızların anlatacak çok şeyleri de yoktu. Küçük dünyalarında büyüttükleri her macera onlara farklı geliyordu.

Arada karşı apartmanın balkonu kontrol ediliyordu. Firdevs’in platonik aşkı… Adı bilinmiyor. Nerede okuduğu bilinmiyor. Yaşı bilinmiyor. Bilinenlerse; sadece bir erkek kardeşi, annesi ve babası var. İşte o kadar…

Birden bir çığlık…

“Koşun çıktı,  vallahi çıktı.”

Bayram havası esiyordu odada, akabinde balkonda. Oda balkondan ibaret gibiydi. Firdevs kuzenlerini boşuna yatıştırmaya çalışıyordu. Mümkün değil. Bir kere bulaştırmıştı onları bu hikâyeye. Geri dönüşü yoktu.

“Annem duyacak, sessiz olun yaa. İyi ki anlattık.”

Her seferinde takmıyormuş gibi davransa da, oğlan farkındaydı izlendiğinin. Horoz misali geriniyordu. Erkekliğini ispat edercesine, minnacık balkonda komik voltalar atıyordu. Göz ucuyla da kızları kolaçan ediyordu. Nasıl etmesin ki; üç tane gencecik, cıvıl cıvıl, yerinde duramayan enerji…

Gizlenip, içeri kaçışıyorlar. Bu sırada, anne hafiye gibi dalıyor odaya. Kızlar sakince divanda oturmuş, kendi hâllerinde takılıyorlar. Gözleri velfecri okuyan kadın etrafta dolaşıyor, polis köpeği edasıyla sağı solu kokluyor. Acaba sigara mı içildi? Ardından tül perdeye dokunmadan dışarı bakıyor.

“Balkona çıkıp durmayın kızlar. Etraftan yanlış anlarlar.”

“Tamam hala çıkmayız!”

“Tamam hala çıkmayız!”

“Tamam anne çıkmayız!”

Koro hâlinde nizami sesler duvarlarda yankılanıyor. Firdevs kulaklarını tıkasa da tınısı hâlâ çınlıyor. Birden nefes alamadığını hissedip, balkona fırlıyor. Bir süre açık havada sakince bekliyor. Tam toparlandım derken, gözü karşı balkona kayıyor.

Kalbi yerinden fırlayacak. Bacaklarındaki derman kesildi. Onu ilk defa yakından gördüğü an… Ilık bir esinti hissetti ensesinde. Tüyleri ipeksilikle ürperdi. Aynı heyecanı yaşadı. Yağmur yağıyordu. Durakta bekleyen diğer kişinin, aylardır balkondan izlediği platonik aşkı olduğunu anladığı o gün. Kızardı; yine ateş bastı her yanını. İleriki günlerde aynı saatte çıktı durağa. Yazık ki, onunla tekrar karşılaşmadı. Üniversite yılları onu bir kez daha yakından görme umuduyla geçti. Cesaret gösterip, kaçamak bakışların ötesine geçemedi. Sonra evleniverdi. Başka bir adamla paylaştığı bir balkonu oldu.

Yeniden durduk yere zihnini oyuyordu. Çıplak betona umutsuzca çöktü. Hislerini sorguladı. Karşılıklı mıydı acaba? Birden çalan zille yerinden sıçradı. Başörtüsünü düzeltti, saçlarını iyice içine itti. Kapıyı açtı, biraz bekledi. Kimse yoktu.

‘‘Ya o da unutamadıysa…’’

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Melek Dündar
Melek Dündar
18 Kasım 1965’te Kınık, İzmir’de doğdu. Evlidir, iki kızı vardır. Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü’nden (İngilizce) 1989 yılında mezun olmuştur. 2012 senesine kadar özel bir bankada çalışmış, daha sonra emekliliğe ayrılmıştır. 2019’dan bu yana yazın hayatındadır. “Doby-i” adlı öykü ile Ayşe Şengöz Öykü Yarışması’nda mansiyon ödülü almıştır. 2025 senesinde Ayşe Ulaş tarafından derlenen “Hiç Olmak” adlı öykü-şiir kitabında “İster Yaz, İster Yazma” isimli öyküsü yer almıştır. “Doby-i” adlı öykülerini derlediği ilk kitabı 2023 senesinde yayınlanmıştır. “Kuş Yuvasına Düşen Kedicik Pito” adlı kuşe kağıda baskılı, resimli çocuk kitabı 2024 senesinde yayınlanmıştır. Kısa öyküler yazmaya devam etmektedir.

POPÜLER YAZILAR