Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Düşünmeye Değer İzler: Thai ve Chanel

Bazı vedalar havada asılı kalır, bazılarıysa anılarınızın derinliklerine gömülür ve asla silinmez. 

Sadece birkaç dakikalık bir video. Yürek burkuyor. Gözyaşlarınıza hâkim olamıyorsunuz.

Kosta Rika’nın Santa Teresa kıyıları…

Okyanus ortasında, sörf tahtasının üstünde Diego. Enlemesine oturmuş, bacakları sörfün iki yanından sarkıyor suyun içine. Bedenine kırmızı gül yaprakları serpiştirdiği köpeği Thai önünde yatıyor. Tüylerini okşuyor, başını okşuyor son defa. Yüzünde acılı, kederli bir bakış. Suya vuruyor sağ eliyle. Minnet dolu sözler fısıldıyor. 

“Yakında görüşürüz. Her dalgada, her gün batımında, her zaman denizde birbirimizi hissedeceğiz.”

Ve onu kucaklayıp sörf tahtasından kayarak okyanusun derinliklerine dalıyorlar. Gül yaprakları suyun üzerine saçılıyor. Saniyeler içinde son saygı duruşu gerçekleşmiş, su yüzeyinde beliriyor, yüzünde hem huzur hem derin üzüntü. Deniz suyuna gözyaşları karışıyor.

Vedası, sosyal medyada hızla kolektif bir kucaklaşmaya dönüşüp viral oluyor. İnsanlar, kederini yansıtan, bize en saf sevginin anlamını öğreten birinin elini veya patisini bırakmanın verdiği acıyı yansıtan bu adamı yalnız bırakmıyor. Acısını evrenselleştiriyor.

Diego Jimênez, Kosta Rikalı bir sörf eğitmeni. Thai’nin ölümünün ardından sörf okulunda onun felsefesini devam ettirmeye karar veriyor. Okulun sosyal medya hesaplarından, bundan sonraki her sörf dersinin Thai’den küçük bir parça taşıyacağını duyuruyor. Onun ruhunu yaşatmanın en iyi yolunun dalgaları yakalamaya devam etmek olduğunu söylüyor. Sörf okuluna gelen herkesin Thai’nin sevgi dolu mirasını hissetmeye devam edeceğini açıklıyor.

Diego gün boyu ders verirken Thai saatlerce kumsalda, okyanus kıyısında onun dönmesini bekliyor. Diego veya öğrenciler güzel bir dalga yakalayıp kıyıya doğru süzüldüklerinde Thai,  başarılı sörf denemelerini âdeta kutlarcasına, heyecanla havlıyor veya kuyruk sallıyor. Ders bittiği an ise kumsalda sörf tahtaları arasında Diego ile oyun oynuyor.

On altı yıl boyunca bu ritüel sürüyor. Ta ki o güne kadar… O günden itibaren  roller değişiyor. Diego’yu kıyıda sadakatle bekleyen, dalgalardan dönüşünü izleyen daha önce Thai iken, bundan böyle Diego suya her girdiğinde, okyanusun serinliğini her hissettiğinde sadık dostunun orada olduğunu, onu esintiyle kucakladığını ve her gün batımında ona eşlik ettiğini bilecek.

Thai’ye yapılan bu saygı duruşu, dünyanın dört bir yanında bir patili dosta veda etmenin silinmeyen acısını yaşayan binlerce insan için bir ayna oldu. Diego’nun Thai’yi suyun altında kucakladığı o an, tüm dünya ölümün bile ayıramayacağı sevgilerin var olduğunu gördü; en saf ruhların gerçekten gitmediğini, sadece denize dönüştüğünü…

Bizim için değerli olan izler, üfleyince toz gibi uçuşup kaybolmadıkları gibi, üzeri tozla kaplanmış olsalar da yok sayılamıyor.

Diego ve Thai ikilisinin bir araya geliş hikâyesi, Diego’nun okyanus sevgisi ve bir köpeği sahiplenme arzusuyla başlıyor. Thai, hayatına yavruyken giriyor ve tam on altı yıl hiç ayrılmıyorlar. Diego, sörf eğitmeni olduğu için Thai gözlerini neredeyse kumsalda açıyor; kumların,dalgaların ve sörf tahtalarının arasında büyüyor. Sahibine duyduğu bağlılık ve merak, onu kendi isteğiyle sörf tahtasına çıkmaya itiyor. Zamanla dengede durmayı öğrenip, Diego’nun dalga arkadaşı oluyor. Asıl büyük görevi ise sahilde üstleniyor. İlk kez sörf yapacak öğrencileri, sahilde ilk karşılayan Thai oluyor. Onların heyecanını hissedip, yanlarına gidiyor, kendini sevdirerek korkularını, endişelerini yatıştırıyor. Kimin o gün bir dosta ihtiyacı varsa, hissediyor ve gidip yanına oturuyor. Bu, Thai’yi sörf camiasında ünlü ve çok sevilen bir sörf köpeği yapıyor. Güçlü iradesi Diego’ya ilham veriyor. Kanser teşhisi alıp ağrıları arttığında bile deniz kokusunu almak için sahile inmekten vazgeçmiyor. Bölgeye gelen turistlerin ve sörfçülerin bir kat daha saygısını kazanıyor.

Gözünü açtığında başucunda yazılı bir not buluyor: Doğum günü hediyesi olarak bir köpek istiyorum. Gülümseyerek yataktan çıkıp, kızının odasına gidiyor. Gelmesini sabırla beklediği belli. Bağdaş kurup yatağın tam ortasına oturmuş. Her doğum günü aynı not…. Bıkmıyor….

İçeri girince yüzü aydınlanıyor. “Bu sefer olsun” der gibi bakıyor yüzüne. Yıllardır süren “Bu evde köpek bakmak zor,” bahanesini duymak istemiyor artık. “Gidelim, bugün barınaktan bir köpek sahiplenelim. Tek istediğim hediye bu!” Yoksa ne hediye ne pasta ne de kutlama istiyor.

Gencecik yaşta arkadaşlarının denizde gözlerinin önünde geçirdiği kalp krizini, adadaki şartlarla kurtarma çalışmalarının yetersizliğini, defin törenini hâlâ sindiremiyor, diğer arkadaşları gibi. Bu depresif durumdan kızını çekip çıkarmak iki dudağının arasında gibi görünüyor. Tüyü olan civciv, tavşan gibi sevimli canlılara bile dokunamazken, bir köpekle aynı evde yaşamak nasıl olur diye düşünüyor.

Kapıdan içeri baba, kız ve kocaman krem rengi tüylü bir labrador girdiğinde şaşkın şaşkın bakışıyorlar önce. Kızı hemen tanıştırıyor Chanel’i. Chanel de annenin çekingenliğini fark etmiş olacak, kıpırdamıyor. Meğer yıllardır bu ânı beklermiş. Kız, tek tek odaları gösteriyor Chanel’e, “Buraya girebilirsin,” deyip içeri davet ediyor. “Burası yasak!” dediği yerlerin girişinde “Bekle!” komutunu veriyor. Aralarında şimdiden oluşmuş bu bağ hem şaşırtıyor hem duygulandırıyor.

Gelirken alışveriş yapılmış. Chanel’in pembe yatağı, mama ve su kapları, yedek tasması ve seveceğini düşündükleri oyuncakları yerlerini alıyor yeni evinde. Artık dört kişilik bir aile oldular.

Oldular mı gerçekten?

Chanel, günlerce bir “Hav!” bile demiyor. O da alışmaya çalışıyor. Yolda bulunup barınağa bırakılıyor. Sahipleri terk edince, bir süre sokakta kalıp travma yaşıyor. İki buçuk yaşında olduğu tahmin ediliyor. Kafesin önünde ona bakan kızı görünce gidip, ıslak burnuyla kızın eline dokunup başına atıyor okşasın diye. Diğer küçük köpekler avaz avaz bağırıp dikkat çekmeye çalışırken o yerine dönüyor, başını patilerinin üstüne koyup masumca bekliyor. Onca köpek arasından kızın aklını çelmeyi başarıyor. Arabanın arka kapısı açıldığında o kadar hazır ki, içeriye atlıyor sevinçle. Artık onun adı Chanel. Bir kimlik kartı, yeni bir sahibi ve yeni bir evi var. Yolları kesişmese, belki bu yeni hayatına “merhaba” diyemeyecekti.

Thai gibi Chanel de yeni sahibine ve aileye çabuk alışıyor. Ailenin sadık, sevimli  köpeği oluyor. Köpekten korkan tüm çocuklara, büyüklere, eve gelen ziyaretçilere kendini sevdiriyor ve korkularını yatıştırıyor. Tüylü canlılara dokunamayan anne bile onun sayesinde tüm canlılarla barışıyor. Aralarında özel bir bağ oluşuyor. Chanel onu evin annesi olarak benimsiyor.

Geçen dokuz sene boyunca biriktirilen anılar, yaşanan öğretiler, tecrübe edilen zorluklar şunu gösteriyor; bir köpekle apartman dairesinde bile keyifli bir hayat geçirebilirsiniz. İsteyin yeter!

Chanel’in, Thai gibi mutlu bir yuvası var ve çok seviliyor. Ama ona da kanser teşhisi konuyor. Diğer birçok rahatsızlıkları atlatmış olmasına rağmen kanseri atlatamıyor. Klinikte durumu ağırlaşınca, aile bireylerine haber veriliyor ama o asıl sahibi gelene kadar veda etmiyor.

Chanel’e çok özel bir törenle veda etmek istiyorlar. Yolları, Papatya Pet Cenaze Hizmeti ve Mezarlık Organizasyonu’yla kesişiyor.  Profesyonel olarak bu işi yapmaları ailenin gönlüne su serpiyor. Chanel, pembe minderi, sevdiği oyuncağı, minik bir demet çiçek ve ona yazılan sevgi dolu mektuplarla, özel defin aracına koyularak yeni yuvasına uğurlanıyor. 

Thai ve Chanel. Biri denize biri toprağa karıştı. 

Belki toz olup uçtular, yok oldular.

Ama arkalarında onları her zaman hatırlatacak capcanlı izler bıraktılar.

Kaynak: infobae, Emisoras Unidas

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Ayda İmer
Ayda İmer
Yeditepe Üniversitesi Hazırlık Okulunda İngilizce Öğretim Görevlisi.Yıldızlar Dökülür Gecelerimden, Çiçek Açan Öyküler, Her Sonbahar Gelişinde ve Görülmemiştir kollektif kitaplarının yazarlarından biridir.

POPÜLER YAZILAR