Cumartesi, Nisan 18, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Adımın Sesi

Bazen insan yürümeyi değil, kendi hayatında yer kaplamayı öğrenir.

Bazen bir sabah uyanır ve uzun zamandır yürüdüğünü fark eder; ancak geçtiği yolların hepsi kendi seçimi değildir. Uzun süre başkalarının belirlediği yollarda yüründüğünde, bir gün o soru belirir karşısında: Yaşanan hayat gerçekten seçilmiş midir, yoksa yalnızca sürdürülmüş müdür?

Adım atmak her zaman cesaret değildir. Çoğu zaman artık susamamanın, bekleyememenin ve kendine yabancılaşmayı reddetmenin sonucudur. 

Toplum kadınlara önce uyum sağlamayı öğretir: doğru zamanda konuşmayı, uygun yerde durmayı, kimseyi rahatsız etmemeyi… Görünmez bir beklenti vardır. Önce kabul edil, sonra var ol. Oysa sürekli uyum sağlayan biri zamanla kendi sesini duyamaz hâle gelir ve kendisine yabancılaşmaya başlar.

Gerçek adım çoğu zaman bir yere gitmek değil, insanın kendisine doğru dönmesidir.

Görünür olma arzusu ortaya çıktığında korku da belirir. Çünkü görünürlük yalnızca alkış ya da takdir ihtimali değildir; eleştiriye, yanlış anlaşılmaya, sorgulanmaya ve “Neden şimdi?” sorusuna da açık olmaktır. Bu nedenle pek çok adım ertelenir, daha doğru zaman beklenir, daha hazır hissedilecek bir an aranır.

Ancak hazır hissetmenin kesin bir zamanı yoktur.

Dünyaya iz bırakan kadınların hikâyelerinde ortak bir gerçek görülür. Onları farklı kılan korkusuzluk değil, korkuya rağmen kendilerinden vazgeçmemeleridir. Büyük değişimler çoğu zaman gürültülü devrimlerle değil, sessiz ama geri dönülmez kararlarla başlar.

Bir kadın adım attığında yalnızca yön değiştirmez; alışılmış sessizliği de bozar. Toplum yürüyen kadını izler. Erkek ilerler, kadın cesur ilan edilir. Bu yüzden attığı her adımda açıklama bekler: Neden şimdi? Neden böyle? Neden sen?

Oysa bazen cevap yoktur. İnsan yalnızca artık eski hayatına sığmadığını fark ettiği için yürür.

En zor olan ilk adım değildir. Asıl zorluk, insanın kendi hayatının merkezine geri dönmesidir. Çünkü hareket eden kişi artık eski mazeretlerin arkasına saklanamaz. Adım, özgürlük kadar yüzleşme de getirir.

Geç kalınmış adım diye bir şey var mıdır?

Belki de yoktur. İnsan başkalarının takvimine göre değil, kendi farkındalığının olgunlaştığı anda başlar. Bazı başlangıçlar gençliğe değil, cesaretin sessizce büyüdüğü yıllara aittir.

Adım her zaman kopuş değildir. Bazen gitmek, bazen kalmak, bazen saklanmamayı, bazen sadece devam etmeyi seçmektir.

İnsan kendi hayatında seyirci kalmayı bıraktığında yol başlar.

Ve dünya çoğu zaman böyle değişir.

Gürültülü anlarla değil, kimsenin fark etmediği o küçük kararla: İnsanın kendisinden vazgeçmemesiyle.

Kübra Karaarslan Pınar
Kübra Karaarslan Pınar
1985 yılında İstanbul’da doğdu. Uludağ Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği bölümünden mezun olduktan sonra Fransa’nın Lyon kentinde Lyon Bölge Konservatuvarı Sahne Sanatları Oyunculuk Bölümü’nde eğitim aldı. Aynı şehirde Fransızca öğretmenliği alanında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Daha sonra Turist Rehberliği eğitimi alarak turizm sektöründe, özellikle Fransız ziyaretçilere yönelik çalışmalar yürüttü. Hâlen profesyonel turist rehberi ve öğretmen olarak mesleki yaşamını sürdürmektedir. Sahne sanatları deneyimini yazın alanına da taşıyarak tiyatro oyunları, denemeler ve hikâyeler kaleme almaktadır.

POPÜLER YAZILAR