Salı, Ağustos 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Sığdırılamayan Ayşe

Ayşe, uluslararası ilk gösterimini Mısır’ın başkenti Kahire’de yaptı ve “En İyi Sanatsal Katkı” ödülünü aldı. Bununla da sınırlı kalmadı; 61. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü Binnur Kaya’ya verildi.

Ayşe filmini izledikten sonra boğazıma düğümcük atıldı. Koca bir halat boğazımdan içeri girmiş de gırtlağımı sarmış gibi hissettim.

Ayşe karakteri, Down sendromlu kardeşine bakarken hayallerini, kadınlığını, üzüntüsünü askıya almış bir kadın. Onun sessiz çığlıkları, yalnızca kamera çekiminde değil, attığı her adımda duyuluyor. Gelinlikçide, makyaj çantasının aynasında, kardeşinin altını değiştirirken önüne uzatılan evlilik yüzüğünün kırmızı kutusunda…

Benzinliğin pompasında hayallerine, çöp kenarına tutunarak ağlayışına, sigarayı tutan parmakları arasında yaşanmamış ihtimallerine ve ense kökündeki saç tellerinde kaybolan hayatına tanık oluyoruz.

Filmin genelinden bu sefer bahsetmek istemiyorum. Askıda hapsolan kadınların nerelerde ve ne şekillerde kaldığını yazmak istiyorum.

Ayşe gibi nice kadın var. Hasta babalarının hastane odalarındaki eğrilmiş sandalyelerde kalırlar. Omuzlarında yük, yüzlerinde yılların yorgunluğu vardır. Abilerinden, annelerinden kalanları üzerlerine geçirirler. Yürüdükleri yolların kenarlarında, gölgeleri bile olmadan, asfaltta iz bırakmadan geçip giderler.

Sahiden geçip gidiyor mu bu kadınlar? Bence hiç geçmiyorlar. Askıda kalıyorlar. Kırık aynanın sivri ucunda, üst üste yığılmış, altları kararmış tencere kenarlarında, elle dikilmiş banyo liflerinin aralarında kalan sabun artığında…

Her mahallenin bir Ayşe’si vardır. Hayatın eksikliğini hiç görmemişler, fark etmez onları. Yanlarından geçip giden yaşanmamışlığın ekşimtırak kokusunu duyup burunlarını tıkarlar.

Her evin bir Ayşe’si vardır. Duvar köşelerinde ve koltuk örtülerinin desenlerinde görürsünüz onları. Çitilenen halıların üzerinde, göğüslerinde mıh gibi taşıdıkları sorumlulukları fark ettiğinizde bağırırsınız onlara. Bir kere bir şeyi eksik yaptılar mı, infaz edilirler.

Ne acayiptir ki her yatağın bir Ayşe’si yoktur. Onların yataktan bozma, eğrilmiş koltukları vardır. Uykuları, yatma saatleri yoktur. El ayak çekilince gelen, kısacık kendi zamanları vardır. Bu vakitlerde sokak lambasının ışığı altında yarım sigaralar, yarım yamalak ezberlenmiş, dudak kenarından dökülen şarkılar, cam kenarındaki en uzak noktaya bakılarak kurulan hayaller vardır.

Hiç çiçek ekmemiştir bu kadınlar. Evden birinin kaybında, çaydanlıkta duran bayat çayların deminde dururlar.

Her dünyanın Ayşe’si var olsa da her Ayşe’nin  bir dünyası yoktur. Bizim mahallenin kadınları tabutta doğardı. Gerdanları, kenar mahallenin sıvası dökük duvarlarına yapışırdı. El işi yemenilerin oyalarında gençlikleri işlenirdi. Çayı üstünkörü demler, sofra bezinin kırıntılarında babalar birikirdi.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Büşra Ayülkü
Büşra Ayülkü
1994, İsviçre/Zofingen doğumlu. Sanat Tarihçi, şair. Son bir yıldır, kendisini yeni yetme yazar olarak tanıtıyor. “Hüzün Boncukları” adında şiir kitabı var. “Gaf Ola Beri Gele”, “İs” kolektif kitaplarında öyküleri yayımlandı. Çeşitli dergilerde şiir, deneme ve öykülerim yayımlandı. İş hayatı, okul ve özel hayatında tutunamayanların başında geldiğini iddia ediyor :)

POPÜLER YAZILAR