Perşembe, Mayıs 28, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Vişne Reçeli

İçeri giren sıcak ekmek kokusuyla başlardı bizim hikâyemiz. Evin içindeki o tatlı koşturmacayı durdurmak için gelirdi sanki o ekmekler evimize. “Biri gelirse ev derli toplu dursun,” diyen annemin telaşını, “Bardakları götürdünüz mü?” diyen ablamın acelesini, “Ya namazdan geldik, sofra hâlâ hazır değil mi?” diye ergen atarı yapacakken evi saran o köz patlıcanın kokusuna yenik düşen abimin gerginliğini almak için gelirdi sanki o ekmekler. Bir de “E ben bunu nereye koyacağım, yer kalmamış ki!” diye, elimde tuttuğum sucuklu yumurta var tabii. O gelince, taht bir anda gerçek sahibini bulurdu.

“Ama yine benim sevdiğim peynir yok,” diye sitem ederken, içten içe de gözlerimi doldururken, ablamın sofranın altından çıkardığı tabakla, hüznümü bir anda mutluluğa çevirdiği anlara herkesin kahkaha ile gülmesi detayı, hiç atlanacak gibi değil aslında…

Daha ilk çayları bitirmeden çalan kapıda beliren dayılar var bir de. “Çocuklar da bekliyor, hanım kızacak ama sofrada çok güzel görünüyor,” diyerek içeri giren ve yengelerden trip yemeyi göze alan dayılar…

Beyaz peynirin kaşara hep kucak açması konusu, bayramın en güzel örneğiydi belki de. Herkesi bir yere sığdırmakla ilgili belki de. Annem, her şeyi bir yere sığdırmayı sever sonuçta.

“Abla şu patlıcan salatasını senin gibi yapan yok, sanat eseri gibi mübarek. İnsan yemeye kıyamıyor,” diyen abimin, ablamdan nasıl bir iyilik isteyeceğini hepimiz merakla beklerdik. Ama hakikaten de ablamın üzerine patlıcan salatası yapanı görmedim henüz.

Ekmek mi? Çoktan köyden gelen tereyağı ve çökeleğe yem olmuştu. Bence hâlinden hiç de şikâyetçi değildi. Sonuçta yol güzeldi, yol arkadaşı daha da güzel.

Soframızın da etrafındakilerin de kalabalık olduğu zamanlardan geçmiş olmak, bugün sahip olduğum en güzel miraslardan biri aslında. Yıllar geçti, sofradakiler hiç eksilmedi de etrafından giden çok oldu. Hem kapımızda eskisi kadar çok çalmıyor artık. Bayramlar da anlamını yitirmiş gibi bir hâl aldı iyice. İnsan, eskiyi özlemekten alamıyor kendini. Bugününe haksızlık ettiğini bilse de, sanki eskidendi bayramlar gibi.

Ne dersiniz, kıymetini bilmedik mi bir şeylerin? Ya da bildiğimiz için mi bugünkü bayramlar da eski tat, eski doku ve eski koku yok? Git gide daha yalnız bayramlara mı yelken açıyoruz? Daha mı modernleştı bayramlarda yoksa? En güzel bayramlar, anılarda mı kaldı? Ya da yüreğimiz de artık bayram edecek heyecan mı kalmadı, bilinmez.

Ama bildiğim bir şey varsa, eksilenlerin hasretinden doğan hüzünle yeni gelenlerin verdiği keyif, bir buruk tat bırakıyor. Tıpkı şekersiz vişne reçeli gibi. Tadı güzel ama bir burukluk var. Belki de artık, böyle iyi bayramlar…

POPÜLER YAZILAR