Cumartesi, Nisan 18, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Adım Atmak Zordur

Türkan Hanım, tencerenin kapağını açtı. Küçük tavada kızdırdığı tereyağını mercimek çorbasının üzerine cozz diye döktü. Etli yaprak sarmasından çatalla bir tane aldı. Üfleyerek ağzına attı. Yaprak sarmasının mayhoş tadı damağına yayıldı. Yanan ağzını elini sallayarak soğuturken, olmuş anlamında kafasını salladı. Ocağın altını kapattı. Sarmalar küçük küçüktü, tam   Ekrem’in sevdiği gibi. Acaba Ekrem nasıl karşılayacak bu işi? Çok korkuyorum aksidir Ekrem. Bir kere hayır derse kimse ikna edemez.

Türkan Hanım salata tabağını salona götürdü. Özenle hazırladığı yemek masasının ortasına yerleştirdi. Masada bir eksik var mı diye baktı. Su bardakları, içecekler, her şey hazırdı. Duvardaki oymalı saate baktı. Çocukların gelmesine az kalmıştı. Gülkurusu rengi kadife koltukların yastıklarını eliyle kabarttı. Bunca yıldan sonra, ne cesaret böyle bir işe kalkıştım? Önceden tek tek arayıp konuşsaydım keşke. Cesaret edemedim. Halının saçağını düzeltti. Yol yakınken Kasım Bey’i arayıp vaz mı geçsem? Sehpanın üzerinde duran Ayfer Tunç’un “Annemin Uyurgezer Geceleri” kitabını, örgü dergilerini gazeteliğe koydu. İçi içini yiyordu. Balkona çıktı. Acaba komşular nasıl karşılayacak? Gözü balkondaki yan yana duran iki ahşap koltuğa takıldı. “Şurada her gün Kasım Bey ile karşılıklı kahve içsek fena mı olur?” diye düşündü.

“Kasım Bey orta şekerli bol köpüklü kahvelerimiz geldi.” “Eline sağlık Sultanım, pek güzel görünüyorlar.” Türkan Hanım  kahve tepsisini sehpanın üzerine koydu. Kasım Bey’in kahvesini uzattı. Kasım Bey höpürdeterek kahvesinden bir yudum içti. “Her zamanki gibi pek güzel olmuş. Tam kıvamında.” “Afiyet olsun Kasım Bey.” Türkan Hanım’ın yüzüne ateş bastı. Hayali bile utanmasına neden oldu. Boynunu büktü, Kasım Bey’in yanında her şey toz pembe görünüyor insana. O anlatırken her zorluk kolayca aşılıyor. Kasım Bey’in oğulları, gelinleri bile o gün nasıl tepki göstermişlerdi.  Ekrem ve Mine nasıl kabullenecekler? Kasım Bey, “Kararımız kesin,”diye nasıl dik durmuştu.

Mürdüm rengi tayyörü, inci kolyesi, hafif makyajı ile restoran kapısından girerken Türkan Hanım’ın kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Kasım Bey ayakta karşıladı. Elini sıkıp yanağına bir buse kondurdu. Kasım Bey’in kolunda aile masasına doğru ilerlerken, mülakata girmiş öğrenci gibi eli ayağına dolaşıyordu. Kasım Bey onu, oğulları, gelinleri ve torunlarıyla tanıştırırken Türkan Hanım ne diyeceğini bilemez halde, akıntıya kapılmış bir yaprak gibi sürükleniyordu. Masada oturanların şaşkın bakışları arasında Kasım Bey “Çocuklar biz, Türkan Hanım ile evlenmeye karar verdik,” dedi. Masada buz gibi bir hava esti. Büyük oğlu Semih Türkan Hanım’a o masada fazlalık olduğunu ima eden bir bakış attıktan sonra babasına, “Babacığım keşke daha önce haber verseydin. Bu konuyu ailecek konuşabilseydik,” dedi. Kemal daha duygusaldı. “Annemden sonra evleneceğini hiç düşünmemiştim baba,” diye sitem etti. Türkan Hanım ürkek bir tavşan gibi, elini kolunu nereye koyacağını şaşırıyordu. Gözleri yerde, inci kolyesi ile oynuyordu.  “Babacığım Türkan Hanım ile ne kadar süredir tanışıyorsunuz?” Küçük gelin Emel’in sorusunun alt başlıklarında, “Birbirinizi yeterince tanıdınız mı? Bu evlilik konusunu iyice düşündünüz mü?” vardı. Türkan Hanım huzursuzca yerinde kıpırdandı. “Türkan Hanım, emekli misiniz?” Zeynep’in sorusunu babamın emekli maaşı ve malvarlığı için mi evleniyorsunuz? diye algılayan Türkan Hanım daha fazla dayanamadı çantasını alıp masadan kalktı. Kapıya yürüdü, ağlıyordu. Kasım Bey arkasından koşarak durdurdu. Gözyaşlarını cebinden çıkardığı mendil ile sildi.

Tanışma ânını hatırlayan Türkan Hanım hayıflandı. Ben Kasım Bey gibi dik durabilecek miyim? Hayatımda yeni bir başlangıç için adım atabilecek miyim? Benim o adımı atmama çocuklarım izin verecekler mi? Ekrem ne diyecek? Çocukluktan beri kıskanır beni. “Yavrum, git arkadaşlarınla oynasana. Neden kucağımda oturuyorsun?” Ekrem minik elleri ile ağzını kapatarak annesinin kulağına fısıldadı.” Etek giymişsin, ben kalkarsam amcalar bacaklarını görür.” Türkan gülerek arkadaşından dizine koymak için bir örtü istemişti. Ancak o zaman Ekrem annesinin yanından ayrılıp arkadaşları ile oynamaya gitmişti. O günü hatırlayınca Türkan Hanım’ın yüzünde beliren gülümseme, içindeki endişe ile birleşince dondu kaldı. “Ya gelinim Yasemin pat diye Kasım Bey’i kıracak bir şey söylerse?” Patavatsızdır. Damadım Soner kınar mı acaba beni? Bıyık altından gülüp bu yaştan sonra ne evlenmesi diye düşünür mü? Mine “Anne bu yaştan sonra hasta mı bakacaksın? Ne evliliği şaşırdın mı sen?” der kesin.

Türkan Hanım çalan zil sesi ile daldığı derin düşüncelerden sıyrıldı. Kapıyı açmaya giderken, Türkan Hanım aynaya baktı. Giydiği lacivert etek ve bluz mavi gözlerini iyice ortaya çıkarmıştı. Yüzüne düşen gümüş rengi bukleyi arkaya doğru eliyle düzeltti. Kapıyı açtı. Ekrem, gelini Yasemin, Mine ve damadı Soner, torunları şen şakrak, şamatayla içeri girdiler.

“Ooo, Türkan Sultan yine döktürmüş.” Ekrem annesini öperken gözü masaya ilişti. Yasemin “İnci boynuna ne güzel yakışmış anne, hiç takmıyordun,” dedi.

“Çok şıksın anneciğim maşallah,” dedi Mine. Ayakkabılarını çıkarırken Kaan sordu.

“Babaanneciğim, benim sevdiğim börekten yaptın mı?”

“Yapmaz mıyım kuzum, fırında sıcak sıcak yiyeceksin.”

“Benim tatlım anneanne?” Selin atıldı.

“Sütlaç da yaptım, bal peteğim.”

“Hoş geldin Soner oğlum.”

“Hoş bulduk anne.”

Hâl hatır faslından sonra, Ekrem “Kurt gibi açım. Hadi masaya oturmuyor muyuz?”

Türkan Hanım elini ovuşturdu. “Şey…şey…” Ne diyeceğini bilemedi. Kalktı, mutfağa gitti. Elindeki mutfak havlusu ile oynamaya başladı. Yay gibi gerilmişti. Zil çaldı. Kapıyı açmak için mutfaktan fırladı. Kasım Bey elinde bir demet çiçek ve bir poşet ile Türkan Hanım’ın arkasından salona girdi.

Salonda pimi çekilmiş el bombası atılmış gibi, derin bir sessizlik oldu.  Herkesin gözleri fal taşı gibi açıldı.  Az sonra patlayacak bombaya hazırlanıyorlardı. Türkan Hanım, Kasım Bey’in yanında ayakta duruyordu. Titreyen bir sesle Kasım Bey’i ailesiyle tanıştırıyordu.

“Kasım Bey, çocuklarım Ekrem, eşi Yasemin, kızım Mine…”

Salonda Ekrem’in gök gürültüsünü andıran sesi yükseldi.

“Tüm bunlar ne demek oluyor anne? Kasım Bey burada hangi sıfatla bulunuyor? “

Türkan Hanım’ın yüzü kızardı. Karnının içinde kelebekler uçuşuyordu. Dili dolandı. Ne diyeceğini bilemedi. Sözlüde kara tahtanın önünde soruyu bilemeyen öğrenci gibi mahcup başını yere eğdi. Kasım Bey Türkan Hanım’ın imdadına yetişti. “Çocuklar izin verirseniz, anneniz ile evlenmek istiyorum,” dedi.

Mine iki elini yana açarak,

“Anne sen gençliğinde, ekonomik olarak en sıkıntılı anlarımızda bile evlenmeyi düşünmedin. Şimdi yetmiş yaşına geliyorsun, farkında mısın?” dedi.

Ekrem “Sana inanamıyorum anne, şu an çok şaşkınım. Bu evlilik olamaz. Elâleme rezil mi edeceksin beni? Bir annesine bakamamış mı dedirteceksin?” Ekrem hırsını alamıyordu. Sesi giderek yükseliyordu. Yasemin, “Ekrem sakin ol lütfen, annemi bir dinleyelim,” dedi. Ekrem eliyle masayı göstererek, “Bu masayı hazırlarken ne düşünmüştün anne. Hep birlikte oturup, gülüş çığrış annemizin evliliğini mi kutlayacaktık?”

Türkan Hanım içine kaçmış gibiydi. Başı önde yaramazlık yapmış çocuklar gibi sessizce duruyordu.  Soner “Ekrem medeni insanlar gibi oturup konuşabiliriz. Kasım Bey’i yakından tanıyınca fikrin değişebilir.”

Ekrem hiddetle Soner’e döndü. Sen ne diyorsun der gibi havada salladığı elini yumruk yaptı. “Evlenecek olan senin annen değil tabi, konuşursun,” dedi. Mine “Anne bu konudan neden hiç bahsetmedin? Keşke bu konuyu önceden baş başa konuşsaydık.”

Ekrem eşine seslendi, “Yasemin hazırlan, gidiyoruz. Bu evde daha fazla duramam. Bir daha da yüzümü göremezsin anne.” Kaan mızmızlandı.” Ama ben daha böreğimi yemedim. Ben gitmem.”

Türkan Hanım yakınındaki koltuğa çöktü, ağlıyordu. Kasım Bey öylece ayakta kalakaldı. Türkan Hanım’ın akan gözyaşları kalbini yakıyordu. Eğilip ona sarılmak istiyordu. Kendini zor tutuyordu. Restoranda kendi oğullarına sert çıkmıştı. “İkimiz de yetişkin insanlarız, kararımızı size sormayacağız,” demişti. Ama burada Türkan Hanım’ın evindeydi. Bu zor durumda Türkan Hanım nasıl davranacak acaba diye düşünmeye başladı. Ya Türkan Hanım çocuklarını seçerse?

Ekrem salondan kapıya doğru yürümeye başladı. Yasemin “Ekrem lütfen bir anlayıp dinleyelim. Annem çocuk değil. Bize sormadan da evlenebilirdi değil mi?” Soner tekrar lafa karıştı, “Bence konuşarak anlaşabiliriz.” Ekrem “Ben gidiyorum. Siz oturun, konuşun.”

Türkan Hanım, “Ekrem gitme oğlum, senin yokluğuna dayanamam,” diye inler gibi konuştu.

Kasım Bey, Türkan Hanım’ın daha fazla üzülmesini istemedi. İki arada kalmasını hiç istemiyordu. Elindeki çiçeği sehpanın üzerine koydu. “Çocuklar sizi ve Türkan Hanım’ı üzmek istemem. Türkan Hanım’ı mutsuz görmek en son isteyeceğim şey. Gitmeden önce izin verirseniz çocuklara aldığım hediyeleri vermek istiyorum.” Kasım Bey elindeki poşeti açtı. Pembe kurdeleli paketi çıkardı. Selin’i yanına çağırdı. Bir dizini yere koyarak Selin’in göz hizasına indi. Selin paketi alıp teşekkür etti. Kasım Bey’in yanağına bir buse kondurdu. “Benim dedem olur musunuz?” dedi. Kasım Bey ne diyeceğini bilemedi. Gülümsemekle yetindi. Odadaki herkes büyülenmiş gibi Kasım Bey’i izliyordu. Poşetten ikinci paketi çıkardı. Kaan’ı yanına çağırdı. Kaan paketi aldı. Teşekkür etti. Heyecanla hediye paketinin kağıdını yırttı. Sevinçle bağırdı. “Oley be, en istediğim. Batuhan’a da dedesi bu oyuncaktan almıştı. Benim de dedem aldı.” Kaan elindeki uçağı havaya kaldırdı. Kapının yanında ayakta duran Ekrem’e gösterdi.

“Babacığım bak…” Ekrem yıllar önce bir oyuncakçı vitrinine yüzünü dayamış, ağlayan halini hatırladı. Annesi elinden tutmuş, çekiştiriyordu. “Oğlum, o oyuncak çok pahalı. Şimdi o kadar paramız yok. Baban olsaydı…” Ekrem’in gözü yaşardı. Elinin tersi ile gözlerini silerken, Kasım Bey’in sıcacık bakan gözleri ile karşılaştı. İçindeki çocuk koşup Kasım Bey’in boynuna sarılmak istedi. Babasız geçen yılları içini sızlattı. Okul müsamerelerinde, mezuniyet törenlerinde, futbol maçlarında hep kanadı kırık, hep boynu büküktü. “Babam olsaydı,” diye düşündüğü anılar zihnine hücum etti. Ama annesinin yanında başka bir erkeği görmeye henüz hazır değildi. İsyan ve özlem arasında araftaydı. Kapıyı açtı.

“Ben biraz hava alacağım, siz yemeğe başlayın,” dedi. Bir şey unutmuş gibi durdu, sesi çatallaştı. “Kasım Bey gitmesin,” dedi fısıldar gibi. Kendini dışarı attı.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Cemile Can
Cemile Can
Ben Cemile Can, 1961 yılında, Afyonkarahisar'da doğdum. İlköğretimimi Ankara'da, orta ve lise tahsilimi İzmir'de tamamladım. Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Emekli bankacıyım. Safranbolu'da restorasyonunu tamamladığımız, aile yadigarı tarihi evde yaşıyoruz. Safranbolu'nun tarihi dokusunun korunması, geleneklerin yaşatılması için dernek faaliyetleri ve sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyorum. Safranbolu Kadın Ritim Grubu'nun üyesiyim. Edebiyat Atölyelerine katılıyorum. Öykü yazmaya çalışıyorum. Üç öyküm Ses Dergi'nin YouTube kanalında kendi sesimden yayınlandı. Düş Dergisinin Eylül sayısında bir öyküm yer aldı. Evliyim, iki oğlum ve iki gelinim var.

POPÜLER YAZILAR