Çarşamba, Haziran 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Anne Keki

Aylardır beklediği haber, ofisten çıkmak üzereyken gelmişti. Böyle durumlarda insanın kalbi kuş olup kanatlanmalı, havalara zıplamalı, ayakları yerden kesilmeliydi. Onunsa içinde mesken tutmuş küçük kız, annesinin ölmemesi için dua ediyor, hiç durmadan ağlıyordu. Eve dönüş yolu boyunca, kızın sesinden bir süreliğine kurtulmak için istifa edeceğini söylediğinde müdürün yüzünün alacağı şekli gözünde canlandırmaya çalıştı. Onun üstenci konuşmalarından, şaka kisveli tacizlerinden ne kadar rahatsız olduğunu yüzüne söylediğini hayal edince, biraz keyiflenir gibi oldu.

Evin eşiğinden içeri girdiğinde ise titrek mum alevi gibi yalpalayan neşesi de puf diye sönüverdi. Tüm ev karanlıktaydı. Evin o bilindik hastalıklı kokusu yüzüne çarpınca küçük kız, “Neden bizim evimiz hiç anne keki gibi kokmadı?” diye söylendi. Sibel onu duymamazlıktan geldi. İşin en zor kısmının eşiğinde olduğunun iliklerine kadar farkındaydı.  Karnına sivri uçlu bıçaklar saplanmaya başladı.

“Sen mi geldin Sibel?” diye seslendi annesi karanlığın içinden.

“Evet annecim, ben geldim.”

Annesini yine kafasına bağladığı tülbentle yatak döşek yatar buldu.

“Hoş geldin kızım,” dedi annesi inleyerek.

“Hayırdır anne, neyin var?”

“Safrakesem ağrıyor yine. Bütün gün kustum,” dedi annesi.

“Safrakeseni on yıl önce aldırmıştın anne. Nasıl ağrısın?”

“Ay ne bileyim? Herhalde bir şey unuttular içeride.”

“On yıldır anlaşılamadı mı yani içerideki şey?”

“Sen de aynı baban gibisin. Mezarında dik oturasıca. O da inanmazdı hiç bana. Ağrım var işte! Yalan borcum mu var sana?”

“Annecim daha geçen hafta söyledi ya doktor; ağrıların, kusmaların çoğunlukla psikolojikmiş. Biraz başka şeylere odaklanmalıymışsın. Neden arkadaşlarını aramıyorsun? Dışarı çıksan, biraz havan değişse?”

“Öleyim ben! Anasız kal tez zamanda inşallah da o zaman inanırsın hasta olduğuma.”

“Tamam anne. Başlama yine. Yedin mi bir şeyler? Ne hazırlayayım sana?”

“Canım pek istemedi bir şey. Kendine ne hazırlarsan yerim ben de ondan bir iki lokma.”

Mutfağa girip ocağa makarna suyunu koydu. Buzluktan çıkardığı köfteleri tavaya dizdi. Haberi annesine nasıl vereceğinin sıkıntısı göğsüne yuvalanmış, nefes almasını zorlaştırıyordu. Biraz soluk alabilmek için mutfak balkonuna çıktığında, gözü kargaların kırdığı, içi boşalmış kumru yumurtalarına ilişti. Artık ne anne ne de baba kumru uğruyordu yuvaya. Günlerdir atmaya kıyamadığı boş yuvayı alıp çöpe atınca üzerinden bir yük kalkmış gibi hissetti. Keşke insan içinde biriktirdiği çeri çöpü de böyle bir anda atabilse, diye düşündü. Böylelikle içi ferahlar, yeniye yer açılırdı. Ama insanoğlu biriktirmekte, biriktirdiklerine çokça anlam yükleyip onlara tutunmakta ustaydı.

İçeri girip annesinin tepsisini hazırladı. Kendi tabağını da alıp yatağının karşısına oturdu. Annesi hasta birinde olması mümkün olmayan bir iştahla yemeğini yemeye başladı. Bütün gün aç kalmıştı yine.

“Annecim sana bir haberim var.”

“Hayırdır? Evleniyor musun yoksa?”

“Yok öyle bir şey değil. Ben Hollanda’da bir şirketten kabul aldım.”

“Ne? Nasıl yani? Herkesin isteyip de bulamadığı bir işin var burada. Ne işin var Hollanda’da?”

“Bu benim yıllardır hayal ettiğim bir şeydi anne. Sonunda oldu.”

Annesinin gözleri büyüdü, sesi titremeye başladı.

“Peki ben ne olacağım? Beni bir başıma bırakıp gidecek misin yani bu hasta hâlimle?”

“Anne sen hasta değilsin. Daha yaşın da çok genç. Kendini idare edebilirsin.”

“Nankörsün!” diye bağırmaya başladı annesi. “Ben bunca yıl kendimi feda ettim. Seni büyüttüm bugünlere getirdim. Alkolik babana bile yıllarca sırf sen babasız kalma diye katlandım. Şimdi sana ihtiyacım varken bırakıp gideceğin diyorsun.”

“Anne sen benim için kalmadın babamla. Konfor alanından çıkamadığın için gidemedin.”

“Konfor alanıymış! Asortik laflar edince başınız göğe eriyor. Yazıklar olsun emeklerime!”

“Lütfen anne! Benim için bir kez olsun sevinemez misin?”

“Neden sevinecekmişim? Bir başıma kalacağım için mi?

“Artık birbirimizi özgür bırakmamız gerek anne. İkimizin de büyümesi için bırakmalıyız.”

“Eğer sen gidersen ben ölürüm!” dedi bu kez annesi ve ağlamaya başladı.

“Ölmezsin anne. İnsan yalnız kaldığı için ölmez merak etme! Ama ilgisizlikten, sevgisizlikten ölebilir, inan bana!”

“Demek seni sevmediğimi düşünüyorsun. Yazık çok yazık…”

Annesinin hıçkırıklarının tonu dalga dalga artmaya başlayınca daha fazla uzatmak istemedi. Yanına gidip sarılmak için ayağa kalkmıştı ki annesi elini havaya kaldırdı, “Beni yalnız bırak!” dedi iç çekerek.

Odasına gidip kendini yatağına bıraktı. Pencereden sızan dolunayın süt beyazı aydınlığı odayı ışığa boğmuştu. Bir sigara yakıp dumanını açık pencereden dışarı savurdu. Gitmeliyim, diye söylendi. Gitmeli ve beni günbegün bir bataklığın dibine çeken ayaklarıma bağlı bu taşlardan kurtulmalıyım. Ama küçük kız yine ağlamaya başlamıştı. Sibel elini uzatıp kızın gözlerindeki yaşları sildi. Yanağını okşadı. Bir tarak alıp keçe gibi karışmış saçlarını taradı. İki örgü yapıp saçlarını, uçlarına beyaz kurdeleler taktı. Sonra mutfağa gidip ona kocaman bir anne keki çırptı. Evin hastalıklı kokusunun yerini mis gibi vanilya kokusu aldı. Keki iştahla yediler. Kıza sarıldı. İkisi birlikte yuvarlandılar, uykunun bütün kederleri tombul kollarıyla sarmalayan o şifalı kucağına.

Ertesi sabah Sibel müdürün odasından çıkarken, bütün gece ağlayan küçük kız kahkahalarla gülüyordu.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Filiz Tiken
Filiz Tiken
azmak, hayatıma sabah sayfaları ile girdi. Yazmanın iyileştirici gücünü bu sayfalarla keşfettim. Daha sonra bu sayfalar, anlatılmayı bekleyen hikayelerimi yazmanın heyecanına evrildi. Çeşitli yazarlık atölyelerine katılmaya devam ediyorum. Son iki yıldır hikayeler ve denemeler yazıyorum. Yazılarım İshak Edebiyat, Yas ve Ölüm Bilgeliği Platformunun online dergisi Eşik, Kibele Dergi, Küçürek Öykü Mersin gibi online ve basılı dergilerde yer aldı.

POPÜLER YAZILAR