Perşembe, Nisan 23, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

İyi Günler, Kötü Günler

Aynada yansımasını gördüğünde bakışlarını hızla kendinden kaçırdı, sonra onları yavaş yavaş gözlerinin içine çevirdi. Bir şey eksikti orada. Belki yaşama sevinci ya da bir ışıltı hayata dair, bunlara benzer bir şey eksikti. Bu yüzden artık pek bakmıyordu aynalara. Dış görünüşünde yaş almanın belirtilerini görmeye başladığından beri mutlu da değildi. Hatta çok mutsuzdu, hatta hafiften depresif bir döneme girmişti. Artık tırnaklarındaki ojeler bile durmuyor, hemen soyuluyorlardı. Eskiden ojeleri bozulmasın diye üzerlerine cila sürer ve iş yaparken eldiven takardı. Şimdiyse hiç dikkat etmiyordu. Saçları bu kadar dökülüyorken, bu kadar kilo almışken, o güzel yüzü kilo alıp vermekten sarkmışken ojeler de yoluk olsa olurdu. Hatta dünya yansa olurdu.

Böyle kötü günlerde yataktan zor kalkıyor, aklını bir şeye veremiyor, hiçbir işe konsantre olamıyordu. Kitap okumak için kendini zorluyor, dışarıda yürümek istese ne kadar yorulacağını düşünüp vazgeçiyordu. Günlerce aynı saçma sapan döngüyü yaşıyordu. Kalkıp kahvaltı ediyor, öğlene kadar haberlere bakıyor, öğleden sonra sıkıntıdan patlamış bir hâlde evin içinde volta atıyor, bazen birkaç bölüm dizi izliyor, akşamüzeri yatıp iki saat uyuyor, gece olunca da “Bugün de bitti, şükür!” diyordu. Geçmişe takılıp kalıyor, geçmişi çok özlüyordu. En güzel anısından, en büyük yarasına dek buram buramdı geçmiş. Yaralarını bile özlüyor, onlarla tek bağlantısı verdikleri acı olduğundan, o acının geçmesinden korkuyordu. Tüm bu hissettiklerinden dolayı çok çok kızgındı.

Kendini bir dört duvara tıkmış, anahtarı da savurup atmıştı âdeta. Böyle bir belirsizlik, bu denli bir çaresizlik nedendi? İçindeki bu yıkıntı, bu devrilip kırılmış parçalar, her yerine batıyor, acıtıyor, kanatıyordu. Bu kadar kanarken kimse içindeki bu alevi fark etmiyor, etrafındaki hayat akıp gidiyordu. Yalnızlığın bu kadar can yakacağını hiç düşünmezdi. Bu hayatta en çok aşkı aramış, aşkı kovalamıştı. O ne kadar kovaladıysa aşk da o kadar kaçtı. “Bırak,” diyordu arkadaşı Arzu, “kovalamayı bırak o sana gelecek.” Hayatına giren erkekleri düşündü. İz bırakanları. Sevdiğini sandıklarını, sevildiğine inandıranları, aklına takılıp kalanları. Onlar da düşünüyor mudur acaba?

Daha iyi günler vardı ama bugün kötü günlerden biriydi.

Telefonuna gelen mesaj sesiyle birlikte gözlerinde biriken yaşlar aşağıya indi. “Kahveye gel,” diyordu Arzu, “hem abur cubur da var.”  Teklifi hemen kabul etti. Arzu ona her zaman iyi geliyordu. Hayata bakışı, duruşu, enerjisi onu içine düştüğü delikten çıkarıyordu. Keşke daha da sık görüşseler, hatta aynı evde yaşasalardı. Kalkıp saçlarını taradı, üzerine nispeten düzgün bir şeyler giydi. Birkaç saat de olsa sıkılmayacak, dertlerini düşünmeyecek hatta ferahlayacaktı.

Hayatının bu döneminde bazı şeyleri yeni yeni fark ettiğine hayıflanıyordu. Mutlu olmak değil miydi amaç? Bu gerçeğin mutsuzluğu içini kaplıyordu. Boşa gitmiş bir ömür. Bugünkü farkındalığıyla yirmi yıl öncesine dönmek isterdi. O yılları bugünkü aklıyla yaşamak için neler vermezdi. Bir gece uyusa uyansa ve yirmi yıl öncesinde olsa. Ah, ne çok isterdi bunu.

Çoktan içmiyorsa da ne olur ne olmaz diye evin bir köşesinde sakladığı sigara paketini alıp dışarı çıktı. Sadece yan apartmana gidecekti ama önce sitenin büyük bahçesinde ufak bir tur atmaya karar verdi. Havada bahar kokusu vardı ve çıkar çıkmaz çarpmıştı onu. Bu koku hâla, içindeki tüm bu olumsuz duygulara rağmen hâlâ, yüzünü güldürüyordu. Kalbi çarptı hızlıca, bir heyecan dalgası yayıldı. Sigarasını yaktı, birkaç nefes aldı, içmeyi çok istiyordu ama midesi bulandı, söndürdü. Yan taraftaki araba yolundan birkaç araç gürültüyle geçerek sessizliği bozdu. Çok uzaktan, bahçenin diğer ucunda oynayan çocukların sesleri geliyordu. Turunu tamamlayıp Arzu’nun oturduğu bloğa girdi.

“Sen sigara mı içtin bakayım?” dedi Arzu.

“İçemedim, midem bulandı.”

“Oh aman ne iyi.”

Değişik bir evdi Arzu’nunki. Salonun bir duvarı tamamen camekanlı bir dolapla kaplıydı ve dolabın içi oyuncaklarla doluydu. Küçük bir oyuncak müzesi diye düşünmüştü ilk gördüğünde. Hepsi yetmişli, seksenli yıllardan kalmaydı. Bazıları Arzu’nun çocukluğuna aitti, bazıları Almanya’daki ikinci el pazarlarından toplanmıştı. Ayrıca salonun diğer taraflarına serpiştirilmiş dekor olarak kullanılan başka oyuncaklar da vardı. Duvarlarda yine yetmişli, seksenli yılların dergilerinden kesilmiş Yeşilçam yıldızlarının fotoğrafları vardı. Aralara aile resimleri serpiştirilmişti. Bir üçlü kanepe, ufak bir sehpa, bir yemek masası ve iki sandalyeden başka mobilya yoktu. Masanın üzerinde çikolatalar, bisküviler, kuruyemişler vardı. Mutfakta kahveleri hazırlayıp salona geçerken, “Senin o evden çıkman lazım, her şeyi kafanda büyütüyorsun,” dedi.

“Her gün bu kadar kötü olmuyorum.”

“Spor salonuna yazıldım demiştin, başladın mı?”

“Pazartesi başlayacağım,” dedi kendine inanmayarak.

“Haydi bakalım. Haftada üç gün gitmelisin.”

Sonra bir koşu mutfağa gidip ufak tabaklarla döndü. Çok seviyordu bu tabakları.

“Dün bizim site yönetimine yazdım,” dedi Arzu aniden.

“Ne yazdın?”

“Ağaçları budayacaklarmış, geçen seneki gibi olmasın, başlarında durun dedim.”

“İyi demişsin.”

Balkon kapısı açıktı. Havadaki bahar kokusu içeriye doluyor, sanki ameliyatlı bir hastanın serumuna konulmuş ağrı kesici gibi onu rahatlatıyor, başını döndürüyordu. Televizyon açık ama sesi kısıktı. Kahvelerini içerlerken alttan geçen yazıları okuyup yorumlar yaptılar. Bir süre sonra Arzu’nun kedisi geldi içeriye. Onlar yerde oynarken izlemek çok keyifliydi. İçinin iyice ferahladığını, sıkıntısının dağıldığını hissetti.

“Sen bana çok iyi geliyorsun,” dedi. “Yanında oturmak bile iyi geliyor.”

“Benim de sıkıntılarım var, zor günlerim var.”

“Vardır elbet, olmaz mı?”

“Bazı geceler çok darlanıyorum, içime bir sıkıntı giriyor ama sabahlar güzel.”

“Ben de iyice bıraktım kendimi.”

“İşte kanatlarımızı yukarıda tutmaya çalışacağız. Başka çaremiz yok.”

Kanatlarımızı yukarıda tutmak. Bu tabiri içinden tekrarlayıp durdu.

“Peri miyiz biz?” dedi gülerek.

“Periyiz tabii, peri kızlarıyız.”

Sohbetleri sırasında dert ettiği konuları açmadı, Arzu’yu kendi sıkıntılarıyla bunaltmamaya özen gösteriyordu. Havadan sudan konuştular, azıcık dedikodu yaptılar. Arzu arada espriler yapıp onu güldürdü.

Akşam eve dönmek üzere kalktığında hafiften panikledi. Gene duvarlar üzerine gelecek mi diye endişe etti. Çok tanıdık bir histi bu. Çocukluğundan beri sıkça yüreğine çöreklenen karanlık bir his. Birden nefesini tutmuş olduğunu fark edip derin, kocaman bir soluk aldı. Dışarı çıktığında yağmur çiseliyordu. Endişesi azaldı. Eve girer girmez salona geçip pencereyi açtı. Toprak kokusu içeriye yağmurun sesiyle el ele girdi. İçi yeniden kıpırdandı. Bu gelecek ile ilgili umut vaat eden bir duyguydu.

Karışık düşüncelerle koltuğa attı kendini. İçindeki yıkıntıyı toplamaya çalıştı. Devrilip kırılmış parçaları yavaş yavaş kaldırdı, şimdi daha az batıyor, daha az acıtıyor, daha az kanatıyorlardı. Bu hissi sevdi ve bu hisse tutundu. Yarın daha iyi olacağım, diye geçirdi aklından. Bu gece yattığımda ağlamayacağım. Hâlâ çok kırılgan, çok hassastı. Âdeta camdan bir fanusun içinde yaşıyordu. Açık pencereden giren esintiyle tüller havalanırken ellerine baktı, yolunmuş ojelerini sildi. Yarın için bir randevu almak üzere manikürcüsüne mesaj attı. Yarın, dedi içinden, yarın biraz yürüyüş de yaparım.

Kendi kendine söz verdi.

Bugün kötü bir gündü ama yarın daha iyi bir gün olacak.

Banu Kalkandelen
Banu Kalkandelen
1968 yılında İstanbul’da doğdu. Sırasıyla Maçka İlkokulu, F.M.V. Özel Işık Lisesi ve Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Yazmaya ortaokul yıllarında başladı. Milliyet Sanat Dergisi’nin açtığı “Genç Yazarlar” yarışmasında dereceye girdi. Kedim ve Ben sitesinde hayvan hikayeleri ve Kedici dergisinde makaleler yazdı. Profesyonel bir ajansta yazarlık, serbest içerik yazarlığı ve çevirmenlik yaptı. “Yazıya Giriş” ve “İleri Öykü Teknikleri” atölyelerini tamamladı. Editörlük tecrübesini geliştirirken çeşitli edebiyat dergilerinde öyküleri yayımlandı. “On Dört Pandabiyat Öykü Seçkisi” kitabında öyküsü ile yer aldı.

POPÜLER YAZILAR