Kar, yeryüzünün en usta yalancısıdır. Her şeyi eşitler gibi yapar, oysa yalnızca üstünü örter. Çatlakları kapatmaz, kırıkları onarmaz, geçmişi silmez. Sadece görmemizi engeller. Bu yüzden kar yağdığında şehir bir anlığına masum görünür, oysa aynı sokaklar; kendi ağırlığını, çirkinlikleri, kıskançlıkları, kavgaları taşırken bir de karın yükünü taşımak zorunda kalırlar.
İnsan karı sever çünkü kar, unutmayı vadeder. Gürültüyü susturur, izleri yutar, kelimeleri beyaza boğar. Kar yağarken sesler incelir, hatta bazı acılar konuşmaktan vazgeçer. Fakat bu sessizlik bir bir ertelemedir. Kar eridiğinde her şey yavaş yavaş, olduğundan daha çirkin ve daha pis olarak ortaya çıkar.
En çok çocuklar inanır kara. Çünkü kar, dünyayı yeniden inşa edilebilir gösterir. Düşen her tanede yeni bir başlangıç ihtimali vardır. Taneler birleşip de her şeyi örttüğünde bembeyaz bir dünya kurabiliriz. Temiz, arınmış ve yeni. Ama insanoğlu ayak bastığı anda her şey eskisinden daha çabuk kirlenir ve bozulur. Oysa yetişkinler bilir: Kar, başlangıçtan çok örtüdür. Vicdanın, hatanın, suskunluğun üstüne serilir. Temiz görünmek isteyen her şey biraz kar bekler.
Bazen de kar insanın içine yağar. Söylenmemiş cümlelerin, ertelenmiş düşüncelerin üzerine… O zaman içte biriken kar ağırlaşır, ağırlaştıkça sessizlik artar. Oysa bu bastırılmış sessizliktir ve sabırsızca zamanından önce eridiğinde sel olur. İyi, kötü ne varsa katar önüne, götürür.
Karın beyazlığı masum değildir. Beyaz, en çabuk kirlenen renktir çünkü lekesi en görünür olandır. Bu yüzden kar, kusursuzluğu değil; kusuru temsil eder. Üzerinde yürürken ses çıkarır, sanki her adımda, “Buradayım,” diye haber verir. Her şey en çok karın üstünde dikkat çeker. Bir kuş, bir fare, insan ya da çiçek. Masum da olsa, suçlu da olsa…
Bazen kar yağarken insan kendini iyi hisseder. Düşen kar taneleri anıları örter. Dünya, ilk kez bu kadar yavaştır. Her şey ağırlaşır; hiçbir şey acele etmek zorunda değildir. İnsanoğlu, yirmi dört saatten fazla yaşar bir günü. Yine, yeni anıları yaratmak için… Gece bile aydınlıktır. Beyaz örtü ışık olmuştur karanlığa.
Kar, kalıcı değildir ama etkisi derindir. Üzerinden geçip gittiğimizi sandığımız şeyler, eriyince ayaklarımızın altından çekilir. Gerçeklerle yüz yüze geliriz. Artık kaçacak bir yerimiz yoktur. Kar, en çok sessiz hesaplaşmaları sever.
Ve belki de kar, bize şunu hatırlatır: Her örtülen şey temizlenmiş sayılmaz. Bazı gerçekler, erimeyi bekler.
Kar üzerine birçok şiir yazılmıştır. Ama hiçbiri Ahmet Muhip Dıranas’ınki kadar iyi anlatamaz bu sessiz beyazlığı:
KAR
Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.
Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan,
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu’dan
Sesin nerde kaldı? kar içindesin!
Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni, uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram…
Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır – tek, tenha – bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
Büyük yalnızlığını dünyanın.
Ahmet Muhip Dıranas



