Doksanların o kendine has dükkân kokularını hatırlayanlar bilir; kolonya o zamanlar market rafından alınan plastik bir şişe değil, başlı başına bir ritüeldi. Bir eczanenin ya da aktarın loş serinliğine girilir, tezgâhın arkasındaki o devasa cam damacanalar, âdeta küçük bir kimya laboratuvarı gibi incelenirdi.
Dün gibi aklımda… Bayramdan bir iki gün önce babamın elime tutuşturduğu o boş cam şişeyi hâlâ hatırlarım. Üzerinde belki on yıllık bir etiket, kenarları aşınmış ama camı kristal gibi ağır… Görevim belliydi. Çarşıdaki Kolonyacı Sadık Amca’ya gidilecek, o şişe bayramın ruhuyla doldurulacaktı.
Sadık Amca’nın dükkânı, dışarıdaki tozlu sokağın aksine başka bir evren gibiydi. İçeri girer girmez genzinizi yakan o taze limon ferahlığı sarardı ortalığı. Raflarda renk renk şişeler… Sadık Amca gözlüklerinin üzerinden bana bakar, şişeyi bir kuyumcu titizliğiyle teslim alırdı.
O dev cam damacanaların altındaki musluk açıldığında, incecik bir sicim gibi şişeye süzülen o şeffaf sıvı, sanki bayramın ta kendisiydi. Şişe doldukça camın soğuduğunu hissederdiniz. O sadece alkol ve esans karışımı değildi; Sadık Amca’nın yıllardır o dükkânda biriktirdiği sabırdı, gelenekti, ince bir zanaattı.
Zaten gelen misafire onunla “hoş geldiniz” denecek, yanında şeker mutlaka ikram edilecekti. Eller öpülecek, harçlıklar alınacaktı… Çocuklara harçlık vermeyi de bıraktınız, onu da kınıyorum bu arada.
Şimdi her şey hazır paketlerde, fabrikasyon plastiklerde… Kolonyacılık da unutulmaya yüz tutmuş nice meslek gibi; oysa sadece bir iş değil, bir kuşağın bayram telaşını o cam şişelerin içine sığdırma sanatıymış…
Geçenlerde de rastgele mekânlara “sinematik çekimler” yapan genç arkadaşların videolarına denk geldim. Oradan düştü aklıma bütün bunlar…
Dükkânları gezmeyi unutmayalım. Bir selam vermek, “Hayırlı işler,” demek lazım hiç olmazsa. Kaç kuşaktır devam eden meslekler var oralarda. Terziler, tostçular, aktarlar, geri dönüşümler… Gençler girip günlük rutinlerini çekmişler; buram buram emek, gelenek ve kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel hafıza akıyor o görüntülerde. Tarih var oralarda.
Sahip çıkmalıyız. Çünkü insan en çok samimiyeti özlüyor. Ve biraz da o eski dükkânları…
Hadi, iyi bayramlar.



