Cumartesi, Nisan 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

İlk Adımı Kim Atar?

Cesur olan mı, artık dayanamayacak olan mı, yoksa kaybedecek bir şeyi kalmayan mı?

İlk adım, dışarıdan bakıldığında basit bir hareket gibi görünür. Oysa içinde bir kırılma, bir eşik, bir karar ânı taşır. İnsan hayatında bazı anlar vardır ki, bir adım atmakla atmamak arasında geçen birkaç saniye, bir ömrün yönünü değiştirir. Peki o adımı kim atar?

Cesur olan mı?

Cesaret, çoğu zaman korkusuzlukla karıştırılır. Oysa felsefî olarak cesaret, korkunun yokluğu değil; korkuya rağmen eyleme geçme yetisidir. Bu açıdan bakıldığında ilk adımı cesur olan atar demek mümkündür. Çünkü bilinmezliğe doğru yürümek, alışılmış düzeni terk etmek, eleştirilmeyi göze almak bir iç güç gerektirir. Cesur insan, riskin farkındadır ama riskin varlığı onu durdurmaz.

Ancak burada bir soru doğar: Cesaret doğuştan mıdır, yoksa koşulların şekillendirdiği bir bilinç hâli midir? Eğer cesaret de yaşanan deneyimlerin ürünü ise, o zaman ilk adımı atan kişi sadece “cesur” değil; aynı zamanda birikmiş iç hesaplaşmaların sonucu hareket etmektedir.

Peki ya artık dayanamayacak olan?

İnsan bazen cesur olduğu için değil, tükenmiş olduğu için adım atar. Sabır eşiği aşıldığında, suskunluk ağırlaştığında, içsel çatışma büyüdüğünde… Adım bir tercih değil, bir zorunluluk gibi görünür. Bu noktada eylem, özgür bir irade beyanı olmaktan çok bir varoluş refleksine dönüşür.

Dayanamamak, aslında bir bilinç eşiğidir. Kişi artık eski hâlini sürdüremeyeceğini fark eder. Bu farkındalık, bir iç zorunluluk yaratır. Ancak bu zorunluluk bile içinde bir özgürlük tohumu taşır. Çünkü insan, dayanamayacağını kabul ettiği anda bir hakikatle yüzleşmiştir. Hakikatle yüzleşmek ise pasif bir durum değil, aktif bir bilinç hâlidir.

Belki de ilk adımı atan kişi, dayanamayacak kadar fark etmiş olandır.

Ya kaybedecek bir şeyi kalmayan?

Bu durum en çarpıcı olanıdır. Kaybedecek bir şeyin kalmaması, korkunun zeminini ortadan kaldırır. İnsan çoğu zaman sahip olduklarını yitirme ihtimali nedeniyle yerinde kalır. Statü, güvenlik, ilişkiler, alışkanlıklar… Hepsi görünmez zincirlerdir. Eğer bu zincirler kopmuşsa ya da zaten çözülmüşse, hareket etmek daha kolay görünür.

Fakat burada paradoks şudur: Kaybedecek bir şeyi kalmayan insan gerçekten özgür müdür, yoksa umutsuz mudur? Eğer adım umutsuzluktan doğuyorsa, bu bir yıkım hareketi olabilir. Ama eğer kaybedecek bir şey kalmadığını idrak eden kişi, bunu yeni bir başlangıç imkânı olarak görüyorsa, o zaman bu durum radikal bir özgürlüğe dönüşür.

Aslında bu üç figür; cesur olan, dayanamayacak olan, kaybedecek bir şeyi kalmayan, birbirinden tamamen ayrı değildir. Çoğu zaman aynı kişide buluşurlar.

Cesur olan da bir zamanlar dayanamayacak noktaya gelmiştir.

Dayanamayan da bir şeyleri kaybetmiştir.

Kaybedecek bir şeyi kalmayan da bir tür cesaret geliştirmiştir.

İlk adım genellikle tek bir duygunun ürünü değildir. O, bir iç gerilimin olgunlaşmasıdır. İnsanın içinde biriken sorular, çelişkiler, hayal kırıklıkları ve umutlar belli bir yoğunluğa ulaştığında hareket kaçınılmaz hâle gelir. Bu noktada adım, ne tamamen kahramanlıktır ne de tamamen çaresizliktir.

Felsefî açıdan bakıldığında ilk adım bir bilinç sıçramasıdır. İnsan mevcut durumuyla olmak istediği durum arasındaki mesafeyi fark eder. Bu farkındalık, ya cesaretle ya tükenmişlikle ya da radikal bir kayıtsızlıkla birleşir. Ama her durumda bir karar içerir.

Belki de ilk adımı atan, korkusunu tanıyan ama korkusuna hükmeden kişidir. Belki de ilk adımı atan, acısının artık susamayacak kadar büyüdüğünü kabul edendir. Belki de ilk adımı atan, kayıplarının ardından kendine yeni bir anlam kurmaya niyet edendir.

Sonuçta ilk adım bir kimlik beyanıdır. “Ben böyle devam etmeyeceğim,” cümlesinin eyleme dönüşmüş hâlidir.

Cesaret, dayanma sınırı ve kayıpsızlık…

Bunlar sadece başlangıç noktalarıdır. Asıl belirleyici olan, adımın arkasındaki bilinçtir. Çünkü insan bazen cesur olduğu için değil, hakikate sadık kalmak istediği için yürür. Bazen dayanamadığı için değil, kendine ihanet etmek istemediği için hareket eder. Bazen kaybedecek bir şeyi kalmadığı için değil, kazanabileceği bir anlam fark ettiği için başlar.

İlk adımı kim atar? Kendi içindeki eşiği geçen atar.

Ve o eşik, her insanda farklı bir adla anılır: cesaret, isyan, tükeniş ya da umut.

Ama özünde hepsi aynı yere çıkar: Artık eski yerde duramama hâline.

Alisa Çiçek Akyol
Alisa Çiçek Akyol
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Denetim ve Risk Yönetimi yüksek lisans mezunu olup bir kamu kurumunda denetmendir. Uçan Süpürge Film Festivali gönüllüsü olup festivalde aktif görev almıştır. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesinin Kalite Topluluğunda denetim kurulu ve TEMA Vakfı üyesi olup Telli Turna Doğa Derneğinin Etimesgut ilçe başkanıdır. 6 Şubat depreminden etkilenen üniversite öğrencilerine mentorluk yapmış, Milli Kütüphanede görme engelliler yararına arşive sesli kitap okumuş ve çeşitli bakanlık, belediye, huzurevi ve üniversitelerde sunuculuk yapmıştır. 2008-2019 arası canlı radyo programları yapmış ve sunmuştur. TRT Avaz "Türk Dünyasından İzler" programında seslendirme yapmıştır. Okçuluk, fotoğraf, tiyatro, salon dansları, sinema, seyahat, spor, müzik, halk dansları, doğa yürüyüşü alanlarına meraklıdır.

POPÜLER YAZILAR