Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Durmanın Rehaveti

Yorgunuz… Evet, hepimiz çok yorgunuz fakat bu yorgunluk asla fiziksel değil ,tamamıyla mental bir yorgunluk dönemindeyiz.

Kafamızda dönüp duran bir sürü tuhaflıkla oradan oraya savruluyoruz âdeta. Oysa çoğumuz dalgalı, fırtınalı denizlerden gelmemiş miydik bu güvenli sandığımız limana? Şöyle bir nefeslenmeyi, huzurlu bir gülümseyişi hak etmedik mi sizce?

Fakat ne yazık ki durum hiç de hayal ettiğimiz gibi değil. Kâbus gibi bir dış ses var ve bizi ne yapıp edip manipüle etmeyi başarıyor.

Kendi bedenimizi, kendi iç sesimizi dinlediğimiz vakit sular duruluyor esasında.

Mesela tüketimin bu kadar pompalandığı bir dünyada kendi ihtiyacımız kadarını satın almak temel düstur olmalı. Sosyal medyanın yarattığı bir akım var. Satın alman ve kullanman gerekenler âdeta dikte ediliyor. Bunlar varsa özelsin aksi takdirde değersizsin dayatması bu hâl.

Elimizi bile sürmediğimiz kıyafetler gardıropta niye bekler ki? Zamansız parçalarla giyim kuşamı sürdürülebilir kılabilirsin esasında.

Yüksek fiyatlı kozmetiklerin  çok da bir işe yaramadığını çoğumuz deneyimlemedik mi?

Bir rant piyasası da vitamin katkıları. Magnezyum, omega 3, D vitamini, çinko, kolajen derken avuç avuç takviye içen bir güruha dönüverdik. Elbette hekim tavsiyesi ile içilmesi gerekenlerden bahsetmiyorum fakat bu piyasanın tamamıyla insanları sömürdüğü kanaatindeyim.

Atalarımdan yadigâr, kadim bilgilere dayanarak, doğru bir beslenme tarzıyla bu eksikliğin düzeltilebileceğini düşünüyorum.

Yürüyebileceğin mesafeyi yürümek varken, o koskoca arabalar garajdan niye çıkar ki? Toplu ulaşımı kullanmak da bir alternatifken bu israf nedir?

Evde ellerinle hazırladığın bir yemeği yemek varken dışarıda gereğinden pahalı yemekleri yemenin vahim bir enayilik olduğu kanaatindeyim. Elbette arada bir olabilir fakat artık devir hakikaten ekonomi devri, hatta hak verirsiniz ki hiç böyle bir devir de olmamıştı güzel ülkemde…

Ev limonatası, ev yoğurdu, bir tencere yaprak sarması, bol yeşillikli bir kısır, buz gibi bir ayran yetmez mi gülümsemek için?

Kısık ateşte pişirilen, suyuna bana bana yenilen o canım yemekler belki de en iyi terapidir bize.

Bir diğer konu da şu meşhur yaz sıcaklarındaki klima düşkünlüğümüz. Balkona çıktığım vakit her yandan gelen klima sıcağı denizden esen canım rüzgârı da mahvediyor âdeta. Her yerde akıl almaz bir konfor düşkünlüğü hasıl. Özellikle bir AVM’ye ya da sıradan bir markete girdiğimde utanmasam üzerime bir mont alacağım. Bu kadar fütursuzluk inanılır gibi değil. Oysa bırakın vücudunuz sıcağı da yaşasın, dirensin, adapte olsun. Birileri karbon ayak izinden mi bahsediyordu?… Ah bu bilinçle çok zor sanki.

Her şeye yetişme duygusundan da arınmak gerekiyor. Sırf sosyalleşme adına kuru kalabalıkların ortasında boğulmak ne gereksiz bir hâl. Yalnızlığın, tek başına çoğalabilmenin ne konforlu bir şey olduğunu keşfedenler burada ne söylemek istediğimi gayet iyi anlayacaktır.

Sistemin dayattığı diğer bir konu da cep telefonu piyasası. Bir üst model, bir üst versiyon diyerek evlerde ciddi bir teknolojik atık yaratılıyor. O çok komplike teknik özellikleri kaçımız kullanıyoruz acaba bakın işte burası bir muamma. Nihayetinde hiç birimiz CEO değiliz ve büyük şirketler yönetmiyoruz.

Sürekli gözlük çerçevesi değiştirmek, akıllı saatlerin yeni sürümlerini almak, moda diye gerekli gereksiz onlarca şeyi eve doldurmak sistemin bir dayatması hâline geldi ne yazık ki… Adı konulmayan bir tüketim çılgınlığı yaşadığımız aşikâr fakat karşılığı ne?.. MUTSUZLUK…

Doyumsuz insanlar olarak satın alma fiilini yerine getirerek varlığımızı ispata çalışıyoruz adeta.

Velhasılı kelâm artık başka bir dönemin içindeyiz. Buna belki de ZAMANIN RUHU demek daha doğru olabilir. Şimdi artık küçülme, azalma, durulma dönemindeyiz.

Tabakta daha az yemeğe, daha az eşyaya, daha az ama öz insana ve iç sesimize dönük bir hayata ihtiyacımız var. Bakın işte o vakit yüreğiniz de hafifleyecek…

Bu belki de aslımıza rücû etme halimizdir. Atalarımıza, köklerimize ,o kadim bilgilere sığınma zamanı şimdi. O kadirşinaslığı, o zarafeti, o incelikleri sandıklardan çıkarma zamanı şimdi. İşte bakın o zaman şifalanacağız.

Her şeye rağmen gülümseyebilenlere, azın esasında ne kadar çok olduğunu fark edebilenlere selam olsun o vakit.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Ebru Bozcuk
Ebru Bozcuk
2021 ve 2023 yılları arasında Cumhuriyet gazetesi pazar ekinde kültür ve sanat yazıları yazdım. Halen Cumhuriyet gazetesi medya gurubu olan ilkbaski.com da yazmaya devam ediyorum. Ayrıca Fenoreporter dijital gazetede ve Truva Edebiyat dergisinde köşe yazarı olarak görev yapıyorum. Görme engelliler için Youtube üzerinden @umudunkadınları platformunda yazılarım seslendirilmektedir. Muhtelif edebiyat ve sanat dergilerinde de yazılarım yayımlanmaktadır.

POPÜLER YAZILAR